TCK m. 89/6 (eski m. 89/4), 'Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez.' şeklinde bir 'şahsi cezasızlık' sebebi öngörmüştür. Bir babanın, dikkatsiz bir şekilde geri manevra yaparken kendi çocuğunun ağır yaralanmasına (örneğin felç kalmasına) neden olması durumunda, bu hüküm nasıl uygulanır? 'Cezanın gereksiz kılınması' kriteri, objektif bir ölçüte mi bağlıdır, yoksa hakimin takdirine mi bırakılmıştır?
Bu hüküm, ceza hukukunun 'cezalandırmanın amacı' (önleme, ıslah, toplumsal barış) ilkesinin bir yansımasıdır. Bazı durumlarda, fail işlediği fiilin sonuçlarından o kadar ağır bir şekilde etkilenir ki, ona ayrıca bir ceza vermek, cezalandırmanın hiçbir amacına hizmet etmez ve sadece acısını artırır. Örnekteki olay, bu hükmün tipik bir uygulama alanıdır. Kendi taksiriyle çocuğunun felç kalmasına neden olan bir babanın yaşadığı vicdan azabı, üzüntü ve hayat boyu sürecek manevi yük, kanunun öngördüğü herhangi bir hapis veya para cezasından çok daha ağır bir 'cezadır'. Bu durumda, devlete düşen, bu acıyı daha da artırmak değil, ailenin yaşadığı trajediye saygı duymaktır. Hükmün uygulanması için üç şart aranır: 1) Netice, taksirli bir hareketle meydana gelmelidir. 2) Fail, neticeden 'kişisel ve ailevi durumu bakımından' mağdur olmalıdır. 3) Bu mağduriyet, 'bir cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede' ağır olmalıdır. Üçüncü kriter, hakime bir takdir yetkisi tanımaktadır. Hakim, olayın vahametini, failin ve mağdurun durumunu, aralarındaki ilişkiyi ve failin duyduğu pişmanlığı değerlendirerek, ceza verilmesinin gerçekten 'gereksiz' olup olmadığına karar verir. Ancak, örnekteki gibi bir durumda, ceza verilmemesi yönünde karar verilmesi, hükmün amacına en uygun uygulama olacaktır. Bu bir beraat kararı değil, kusurluluğu ortadan kaldırmayan ancak ceza verilmesine yer olmadığına dair bir hükümdür (CMK m. 223/4-c).