Anayasa m. 153/6, AYM kararlarının 'yasama, yürütme ve yargı organlarını... bağlayacağını' emreder. 6216 sayılı Kanun m. 50, AYM'nin hak ihlali kararı sonrası 'yeniden yargılama' yapılmasına karar verebileceğini düzenler. Bu iki hüküm, AYM'ye, bir alt derece mahkemesine sadece 'ihlali tespit ettim' demekle kalmayıp, 'şu usuli işlemi yap' şeklinde bir emir verme yetkisi tanır mı? Bu durum, yargı organları arasındaki hiyerarşi ve 'mahkemelerin bağımsızlığı' ilkesiyle nasıl bir denge içindedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337200

Evet, bu iki hüküm birlikte okunduğunda, AYM'ye bu yetkiyi tanımaktadır. AYM'nin Berberoğlu (3) kararında da detaylıca açıkladığı gibi, bu durum bir 'hiyerarşi' meselesinden çok, 'anayasal üstünlük' ve 'etkili başvuru yolu' olma meselesidir. 1) Anayasal Üstünlük: AYM, Anayasa'yı yorumlayan ve anayasallık denetimi yapan en üst organdır. Bir eylemin veya kararın temel bir hakkı ihlal ettiğini tespit ettiğinde, bu tespit Anayasa'nın yorumu niteliğindedir ve normlar hiyerarşisi gereği tüm alt organları bağlar. 2) Etkili Başvuru Yolu: Bireysel başvurunun 'etkili' olabilmesi, sadece bir ihlal tespitiyle değil, bu ihlalin sonuçlarının fiilen ortadan kaldırılmasıyla mümkündür. Eğer AYM, ihlalin nasıl giderileceğini somut olarak belirtmezse ve bu konuda alt mahkemelere sınırsız bir takdir yetkisi bırakırsa, ihlal kararının uygulanmaması veya yanlış uygulanması riski doğar ki bu da başvuru yolunu etkisiz kılar. 3) Mahkemelerin Bağımsızlığı: Bu ilke, hakimlerin davaları çözerken Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermelerini ifade eder (Anayasa m. 138). Anayasa'ya uygun hareket etmek, Anayasa'nın bağlayıcı hükümlerini yorumlayan AYM kararlarına uymayı da içerir. AYM'nin 'yeniden yargılama yap' veya 'durma kararı ver' şeklindeki bir tespiti, davanın esasına (sanık suçlu mudur, değil midir?) ilişkin bir emir değil, ihlalin giderilmesi için zorunlu olan 'usuli' bir adımdır. Alt derece mahkemesi, bu usuli adımı attıktan sonra, davanın esası hakkında yine kendi vicdani kanaatine göre karar vermekte serbesttir. Dolayısıyla bu, mahkemenin bağımsızlığına bir müdahale değil, anayasal bir yükümlülüğün hatırlatılmasıdır.