CMK m. 149/1, sanığın birden fazla müdafi yardımından yararlanabileceğini belirtir. Sanık, üç müdafi görevlendirmiştir. Duruşma sırasında, müdafiler arasında savunma stratejisi konusunda bir anlaşmazlık çıktığı ve bir müdafiin sanığın ikrar etmesini, diğerinin ise inkar etmesini savunduğu gözlemlenmiştir. Mahkeme, bu durumda ne yapmalıdır? Savunmadaki bu çelişki, 'savunma hakkının' etkin bir şekilde kullanılmasına engel teşkil eder mi? Mahkemenin bu duruma müdahale etme yetkisi ve sorumluluğu var mıdır?
Bu durum, mahkeme için hassas bir dengeyi gerektirir. Kural olarak, savunma stratejisini belirlemek sanık ve müdafilerinin iç işidir ve mahkemenin bu stratejiye müdahale etme yetkisi yoktur. Bu, savunmanın bağımsızlığının bir gereğidir. Ancak, 'adil yargılanma hakkı' ve mahkemenin 'maddi gerçeği araştırma yükümlülüğü' (CMK m. 177, 217), savunmanın tamamen işlevsiz hale geldiği veya sanığın haklarını açıkça tehlikeye attığı durumlarda mahkemeye sınırlı bir müdahale sorumluluğu yükleyebilir. Mahkemenin yapması gerekenler şunlardır: 1) Öncelikle duruma müdahale etmeden gözlemlemelidir. Stratejik bir ayrılık olabilir. 2) Eğer çelişki, savunmayı anlamsız kılacak ve sanığın kafasını karıştırarak adil yargılanma hakkını zedeleyecek bir boyuta ulaşırsa, mahkeme duruşmaya ara vererek sanık ve müdafilerinin kendi aralarında bu çelişkiyi gidermeleri için fırsat tanımalıdır. 3) Sanığa dönerek, hangi savunma stratejisini benimsediğini ve hangi müdafiin kendisini temsil etmesini istediğini sorabilir. Nihai irade sanığa aittir. 4) Eğer çelişki giderilemezse ve bu durum sanığın etkin bir şekilde savunulamadığına dair ciddi bir kanaat oluşturursa, mahkeme sanığa müdafilerinden birini veya birkaçını azletme hakkı olduğunu hatırlatabilir. Mahkeme doğrudan bir müdafii duruşmadan çıkaramaz veya bir stratejiyi dayatamaz, ancak sanığın haklarını korumak ve savunmanın etkinliğini sağlamak için yönlendirici ve hatırlatıcı bir rol üstlenmekle yükümlüdür.