Yargıtay 13. CD 2017/2456 K. sayılı kararında, başkasının kimliğini kullanan sanığın eyleminin, eğer kimliği kullanılan kişi gerçek bir şahıs ise 'iftira' (TCK m. 267), gerçekte böyle bir şahıs yoksa 'yalan beyanda bulunma' (TCK m. 206) suçunu oluşturacağı belirtilmiştir. Bu iki suç arasındaki temel fark nedir ve kanun koyucu neden bu kadar farklı cezalar (iftira için 1-4 yıl, yalan beyan için 3 ay-1 yıl) öngörmüştür? Korunan hukuki değerler açısından analiz ediniz.
İki suç arasındaki temel fark, eylemin bir 'mağdur' yaratıp yaratmadığıdır. Korunan hukuki değerler de bu noktada farklılaşır. - İftira (TCK m. 267) ve Başkasının Kimliğini Kullanma (TCK m. 268): Bu suçlarda, fail gerçek ve yaşayan bir kişinin kimliğini kullanarak, o masum kişiyi adli bir soruşturmanın veya kovuşturmanın tarafı haline getirme tehlikesi yaratır. Burada korunan hukuki değer, hem 'adliyenin saygınlığı' ve 'doğru karar verme yeteneği'dir, hem de kimliği kullanılan masum kişinin 'lekelenmeme hakkı', 'şeref ve saygınlığı'dır. Suç, somut bir mağdur yaratmaktadır. Kanun koyucu, hem adliyeyi yanıltma hem de masum bir kişiye zarar verme potansiyeli taşıyan bu eylemi daha ağır bir ceza ile (1-4 yıl hapis) cezalandırmıştır. - Yalan Beyanda Bulunma (TCK m. 206): Bu suçta ise fail, hayali bir isim veya var olmayan bir kişinin kimliğini kullanır. Eylem, yine adliyeyi yanıltmaya yöneliktir ve bu yönüyle 'adliyenin saygınlığı'nı ihlal eder. Ancak, ortada kimliği kullanılan ve mağdur edilen somut bir üçüncü kişi yoktur. Fiilin haksızlık içeriği, sadece devlete karşı işlenmiş bir yanıltma eylemiyle sınırlıdır. Bu nedenle kanun koyucu, bir mağdur yaratmayan bu eylemi, iftiraya göre çok daha hafif bir ceza ile (3 ay-1 yıl hapis) yaptırıma bağlamıştır. Yargıtay'ın ayrımı da bu temel farka dayanmaktadır: Eğer kullanılan kimlik gerçek bir kişiye aitse ve o kişi zan altında bırakılıyorsa suç iftira; eğer kimlik hayali ise suç yalan beyandır.