2802 sayılı Kanun m. 116, adliye personelinin görevlerinden doğan suçlarından dolayı 'bulundukları yer Cumhuriyet savcılığınca doğrudan doğruya genel hükümler dairesinde soruşturma ve kovuşturma yapılacağını' belirtmektedir. Bu hüküm, 4483 sayılı Kanun'a göre bir 'özel soruşturma usulü' müdür? Adliyede görevli bir zabıt katibinin, bir dosyadan evrak çalarak görevi kötüye kullanma (TCK m. 257) suçunu işlediği iddiası karşısında, 4483 sayılı Kanun neden uygulanmaz?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337188

Evet, 2802 sayılı Kanun'un ilgili maddesi, adliye personeli için 4483 sayılı Kanun'dan farklı, özel bir soruşturma usulü öngörmektedir. 4483 sayılı Kanun'un 2. maddesi, 'görevleri ve sıfatları sebebiyle özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tâbi olanlara ilişkin kanun hükümleri'nin saklı olduğunu belirterek, kendi uygulama alanının dışındaki özel düzenlemelere atıf yapmıştır. 2802 sayılı Kanun da bu özel düzenlemelerden biridir. 4483 sayılı Kanun'un temel mantığı, yürütme organına bağlı memurların keyfi soruşturmalardan korunması için yine yürütme organı içindeki bir amirden (vali, kaymakam, bakan) izin alınmasıdır. Adliye personeli ise, idari olarak Adalet Bakanlığı'na bağlı olsa da, doğrudan 'yargı faaliyeti' içinde yer alan ve yargı bağımsızlığı ilkesiyle yakın ilişkili bir statüye sahiptir. Kanun koyucu, yargı faaliyetinin bir parçası olan bu personelin soruşturulmasında, yürütme organından izin alınması mekanizmasının uygun olmayacağını düşünmüştür. Bu nedenle, 2802 sayılı Kanun ile bu personel hakkındaki soruşturma yetkisini, herhangi bir izne tabi kılmadan, doğrudan 'Cumhuriyet savcılığına' vermiştir. Bu, 4483 sayılı Kanun'a göre bir istisna ve özel bir usuldür. Dolayısıyla, zabıt katibinin göreviyle ilgili bir suç işlediği iddiası, 4483'e göre izin alınmasını değil, 2802 sayılı Kanun gereği savcılık tarafından doğrudan soruşturulmasını gerektirir.