Taksirle yaralama suçunda (TCK m. 89), 'bilinçli taksir' ile 'olası kast' arasındaki ince ayrım, özellikle tıbbi müdahalelerde nasıl belirlenir? Bir cerrahın, hastanın kanama riskinin çok yüksek olduğunu bilmesine rağmen, 'bir şey olmaz, ben hallederim' diyerek riskli bir tekniği uygulaması ve hastanın ağır yaralanması durumunda, failin manevi unsuru nasıl nitelendirilmelidir? 'Neticeyi öngörme' ve 'neticeyi kabullenme' arasındaki farkı açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337174

Bu ayrım, failin zihinsel durumu ve neticeye karşı tutumuyla ilgilidir. Her iki durumda da fail, tehlikeli bir hareket yaptığını ve bundan zararlı bir neticenin (yaralanma) ortaya çıkabileceğini 'öngörmektedir'. Ayrım, bu öngörülen neticeye karşı takınılan tavırda ortaya çıkar: - Bilinçli Taksir (TCK m. 22/3): Fail, neticenin gerçekleşebileceğini öngörür, ancak kendi yeteneğine, şansına veya başka bir etkene güvenerek bu neticenin 'gerçekleşmeyeceğine' inanır. Neticenin gerçekleşmesini 'istemez'. Örnekteki cerrahın, 'bir şey olmaz, ben hallederim' demesi, riskin farkında olduğunu ama kendi becerisi sayesinde olumsuz sonucun ortaya çıkmayacağına güvendiğini gösterir. Bu tipik bir bilinçli taksir halidir. - Olası Kast (TCK m. 21/2): Fail, neticenin gerçekleşebileceğini öngörür ve bu neticenin gerçekleşmesini 'kabullenir'. 'Olursa olsun' mantığıyla hareket eder. Neticenin gerçekleşmemesini umabilir, ama gerçekleşmesi ihtimalini göze alır ve bu ihtimale rağmen eylemi yapar. Eğer cerrah, 'hasta kanamadan ölebilir ama bu riski göze alıyorum, olursa olsun' düşüncesiyle hareket etseydi, bu olası kast olurdu. Temel fark, bilinçli taksirde 'neticenin gerçekleşmeyeceğine dair bir güven', olası kastta ise 'neticenin gerçekleşme ihtimalini umursamama ve kabullenme'dir. Tıbbi müdahalelerde bu ayrımı yapmak zor olmakla birlikte, hekimin tecrübesi, aldığı önlemler ve olaya yaklaşımı (kayıtsızlık veya aşırı güven) bu nitelendirmede belirleyici olur.