CMK m. 149/1, şüphelinin yasal temsilcisinin de ona müdafi seçebileceğini belirtir. 17 yaşındaki bir suça sürüklenen çocuğa (SSÇ), babası tarafından A avukatı müdafi olarak seçilmiştir. Ancak SSÇ, mahkemede A avukatını istemediğini, barodan kendisine başka bir avukat atanmasını talep ettiğini beyan etmiştir. Bu durumda, yasal temsilcinin seçtiği müdafiin iradesi mi, yoksa cezai ehliyeti tam olmasa da kendi savunması hakkında söz sahibi olan SSÇ'nin iradesi mi üstün tutulmalıdır?
Bu durumda suça sürüklenen çocuğun (SSÇ) iradesi üstün tutulmalıdır. Her ne kadar SSÇ'nin medeni hakları kullanma ehliyeti sınırlı ve yasal temsilciye ihtiyaç duysa da, ceza muhakemesinde savunma hakkı son derece kişisel bir haktır. CMK ve Çocuk Koruma Kanunu'nun ruhu, çocuğun 'yüksek yararını' ve yargılama sürecine 'etkin katılımını' sağlamaktır. Bir müdafi ile sanık/SSÇ arasındaki güven ilişkisi, etkin bir savunmanın ön koşuludur. SSÇ, yasal temsilcisinin seçtiği avukata güvenmiyorsa veya onunla iletişim kuramıyorsa, bu durum savunma hakkını işlevsiz hale getirebilir. CMK, çocuğun istemi aranmaksızın müdafi atanmasını zorunlu kılarak onu korumayı amaçlar, ancak bu koruma onun iradesini tamamen yok saymak anlamına gelmemelidir. Özellikle ayırt etme gücüne sahip (genellikle 12 yaş üstü) bir çocuğun, kendi savunmasını yapacak kişi hakkındaki beyanına değer verilmelidir. Mahkeme, bu durumda yasal temsilcinin seçtiği müdafiin görevine son vererek, çocuğun talebi doğrultusunda barodan yeni bir müdafi atanmasını sağlamalıdır. Bu, hem çocuğun sürece katılımını artırır hem de savunma hakkının fiilen ve etkin bir şekilde kullanılmasını temin eder.