YARGITAY 17. CEZA DAİRESİ 2015/16525 E. sayılı kararında, uyarlama yargılaması sırasında sanığın açıkça 'müdafii istemediğini beyan ettiği' halde, mahkemece atanan müdafiin temyiz talebinin geçersiz olduğuna ve reddine karar vermiştir. Bu kararı, CMK m. 150/3'te düzenlenen 'alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada' zorunlu müdafilik kuralı ile birlikte değerlendiriniz. Eğer uyarlama yargılamasına konu ilk suç, alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suç ise, sanığın 'müdafii istemiyorum' beyanına rağmen atanan müdafiin temyiz yetkisi olur muydu?
Bu, zorunlu müdafilik ile sanığın iradesi arasındaki sınırları belirleyen kritik bir sorudur. Yargıtay'ın ilgili kararındaki olayda, muhtemelen yargılamaya konu suç, zorunlu müdafilik kapsamında olmayan bir suçtu ve bu nedenle sanığın iradesine üstünlük tanınarak, iradesine rağmen atanan müdafiin temyiz yetkisi kabul edilmemiştir. Ancak, eğer uyarlamaya konu suç, CMK m. 150/3 uyarınca zorunlu müdafilik gerektiren bir suç olsaydı, durum tamamen farklı olurdu. Zorunlu müdafilik, kamu düzenine ilişkindir ve sanığın iradesinden bağımsızdır. Bu durumlarda, adil bir yargılama yapılmasını ve savunma hakkının asgari standartlarda sağlanmasını temin etmek amacıyla kanun koyucu, sanık istese de istemese de bir müdafiin varlığını zorunlu kılmıştır. Sanığın 'müdafii istemiyorum' beyanı, zorunlu müdafilik hallerinde hukuki bir sonuç doğurmaz. Mahkeme, bu beyana rağmen müdafi atamak ve yargılamayı müdafiin huzurunda yürütmek zorundadır. Bu şekilde atanan zorunlu müdafi, CMK m. 261 uyarınca, sanığın açıkça aleyhine bir beyanı olmadıkça, kanun yollarına başvurma yetkisine de sahiptir. Dolayısıyla, eğer suç zorunlu müdafilik kapsamında olsaydı, sanığın beyanına rağmen atanan müdafiin temyiz talebi geçerli kabul edilirdi.