CMK m. 149/3'e aykırı olarak, avukatın şüpheliyle görüşmesi kısıtlanmış ve bu şekilde ifadesi alınmıştır. Daha sonra şüpheli, bu kısıtlama olmaksızın, yine bir müdafi huzurunda savcılıkta veya sulh ceza hakimliğinde ifade vermiş ve ilk ifadesindeki beyanlarını tekrar etmiştir. İlk ifadenin hukuka aykırı olarak alınmış olması, hukuka uygun ikinci ifadenin delil olarak kullanılmasını engeller mi? Bu konuyu 'hukuka aykırı delillerin uzak etkisi' (zehirli ağacın meyvesi) doktrini çerçevesinde tartışınız.
Bu durum, 'zehirli ağacın meyvesi' (fruit of the poisonous tree) doktrininin ceza muhakemesindeki uygulanmasının en tartışmalı alanlarından biridir. Doktrine göre, hukuka aykırı bir delilden yola çıkılarak elde edilen diğer deliller de hukuka aykırı hale gelir ve kullanılamaz. CMK m. 149/3'ün ihlaliyle alınan ilk ifade, açıkça hukuka aykırı bir delildir ve CMK m. 217/2 uyarınca hükme esas alınamaz. Daha sonra usulüne uygun alınan ikinci ifadenin geçerliliği ise, bu ifadenin ilk hukuka aykırı ifadeden ne ölçüde etkilendiğine bağlıdır. Eğer ikinci ifade, ilk ifadenin doğrudan bir devamı niteliğindeyse, yani şüpheli ilk ifadede verdiği bilgilerin baskısı altında veya o ifadenin yönlendirmesiyle ikinci ifadeyi vermişse, ilk ifadedeki hukuka aykırılığın 'zehirli etkisi' ikinci ifadeye de sirayet etmiş sayılır ve bu ikinci ifade de delil olarak kullanılamaz. Ancak, ikinci ifadenin alınması ile ilki arasında yeterli bir zaman geçmişse, şüpheliye hakları tam olarak anlatılmış ve ilk ifadenin kullanılmayacağı güvencesi verilmişse, ve ikinci ifade şüphelinin özgür iradesinin bir ürünü olarak ortaya çıkmışsa, bu durumda illiyet bağının koptuğu ve ikinci ifadenin 'bağımsız bir kaynaktan' elde edildiği kabul edilebilir. Yargıtay uygulaması genellikle illiyet bağının kesilip kesilmediğine odaklanmakta ve ikinci ifadenin tamamen özgür iradeye dayanıp dayanmadığını somut olayın koşullarına göre değerlendirmektedir.