Bir sanık, mağdura iftira atmış, mağdur hakkında kamu davası açılmış ve yargılama sonucunda mağdur 'beraat' etmiştir. Sanık, beraat kararından sonra, ancak bu kararın kesinleşmesinden önce, savcılığa giderek iftirasından dönmüştür. Bu durum, TCK m. 269'un hangi fıkrası kapsamında değerlendirilmelidir? 'Hükümden önce' (m. 269/3-a) kavramı, kararın verilmesini mi yoksa kesinleşmesini mi ifade eder? Yargıtay 4. CD'nin 2011/3 E. sayılı kararını da dikkate alınız.
Bu durum, TCK m. 269/3-a kapsamında, yani 'mağdur hakkında hükümden önce gerçekleşen' etkin pişmanlık olarak değerlendirilmelidir. Yargıtay 4. CD'nin 2011/3 E. sayılı kararında da belirtildiği gibi, ceza hukukunda 'hüküm' kavramı, kararın kesinleşmesiyle değil, ilk derece mahkemesi tarafından verilmesiyle oluşur. Ancak etkin pişmanlık bağlamında 'hükümden önce' ifadesi, 'hüküm kesinleşmeden önce' şeklinde geniş yorumlanmalıdır. Çünkü kanun yolu aşaması da yargılamanın bir parçasıdır ve bu aşamada yapılacak bir dönme, mağdurun aklanmasına ve adaletin tecellisine katkı sağlayabilir. Sanığın, ilk derece mahkemesi kararından sonra, ancak bu karar temyiz veya istinaf aşamasındayken, yani kesinleşmeden önce iftirasından dönmesi, yargılamanın sonucunu etkileyebilecek bir durumdur. Bu, mağdurun beraat kararının onanmasına veya aleyhe bir bozma ihtimalinin ortadan kalkmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle, 'hükümden önce' kavramı, hükmün kesinleşmesinden önceki tüm aşamaları kapsar. Dolayısıyla, sanık hakkında TCK m. 269/3-a uyarınca, hakimin takdirine bağlı olarak cezanın üçte ikisinin indirilmesi gündeme gelecektir.