CMK m. 150/1, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan eden şüphelinin 'istemi halinde' bir müdafi görevlendirileceğini belirtir. CMK m. 150/2 ise, şüpheli/sanık çocuk, malul veya sağır ve dilsiz ise 'istemi aranmaksızın' müdafi görevlendirileceğini düzenler. Bu iki fıkra arasındaki temel fark, 'iradilik' ve 'zorunluluk' üzerine kuruludur. Peki, 18 yaşından büyük, akıl sağlığı yerinde ancak okuma yazması olmayan ve hukuki kavramları anlama yetisi çok sınırlı bir sanığın durumu, CMK m. 150/2'deki 'kendini savunamayacak derecede malul' kavramı kapsamında değerlendirilerek, istemi olmasa bile zorunlu müdafi atanmasını gerektirir mi?
Evet, gerektirir. CMK m. 150/2'deki 'kendini savunamayacak derecede malul' ibaresi, sadece fiziksel veya zihinsel engelliliği değil, aynı zamanda kişinin fiilen ve etkin bir şekilde savunma yapmasını engelleyen her türlü durumu kapsayacak şekilde geniş yorumlanmalıdır. Savunma hakkı, sadece konuşma veya beyanda bulunma hakkı değil, aynı zamanda usul hukukunun karmaşık yapısını anlama, delilleri değerlendirme, lehe olan hususları ileri sürme ve aleyhe olanlara itiraz etme gibi yetenekleri de içerir. Okuma yazması olmayan, hukuki terminolojiye tamamen yabancı ve anlama-kavrama yetisi çok sınırlı bir sanığın, bu haklarını etkin bir şekilde kullanması fiilen imkansızdır. Bu durum, onun adil yargılanma hakkını (Anayasa m. 36) özünde zedeleyen bir 'maluliyet' halidir. Yargıtay kararları da bu yönde gelişmektedir; 'maluliyet' kavramının sadece tıbbi değil, 'fiili savunma yapamama' durumunu da kapsadığını kabul etmektedir. Dolayısıyla, mahkeme, sanığın bu durumunu (eğitim seviyesi, sosyal durumu, kendini ifade etme yeteneği vb.) re'sen gözlemleyerek, sanığın bir talebi olmasa bile, savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılabilmesi için zorunlu müdafi atamalıdır. Atamaması, mutlak bir bozma nedenidir.