TCK m. 269/3-a, mağdur hakkında hükümden önce gerçekleşen etkin pişmanlık halinde cezanın üçte ikisinin 'indirilebileceğini' düzenleyerek hakime bir takdir yetkisi tanımıştır. Buna karşın m. 269/2, kovuşturma başlamadan önceki dönme halinde cezanın dörtte üçünün 'indirileceğini' belirterek zorunlu bir indirim öngörmüştür. Kanun koyucunun bu iki fıkra arasında takdir yetkisi açısından yaptığı ayrımın ardındaki ceza politikası mantığı nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337121

Kanun koyucunun bu ayrımı, etkin pişmanlığın zamanlaması ile adalete ve mağdurun haklarına sağladığı fayda arasındaki ilişkiye dayanmaktadır. TCK m. 269/2'de düzenlenen 'kovuşturma başlamadan önce' (yani iddianame kabul edilmeden önce) iftiradan dönme, en makbul pişmanlık olarak görülmektedir. Çünkü bu aşamada yapılan bir dönme, masum bir kişinin hiç yargılanmamasını, lekelenmeme hakkının korunmasını ve adli sistemin gereksiz yere meşgul edilmemesini sağlar. Bu nedenle kanun koyucu, bu en değerli pişmanlığı, hakimin takdirine bırakmadan, zorunlu ve yüksek bir indirimle (3/4) ödüllendirmiştir. TCK m. 269/3-a'da düzenlenen 'hükümden önce' (yani kovuşturma başladıktan sonra) gerçekleşen pişmanlık ise, daha az değerlidir. Çünkü bu aşamada mağdur zaten sanık sandalyesine oturmuş, lekelenmeme hakkı zedelenmiş ve yargılama süreci başlamıştır. Pişmanlığın adalete katkısı, beraat kararı verilmesini sağlamakla sınırlıdır. Bu nedenle kanun koyucu, bu aşamadaki pişmanlığın samimiyetini, zamanlamasını ve gerçeğin ortaya çıkmasındaki etkinliğini değerlendirmesi için hakime bir takdir yetkisi ('indirilebilir') tanımış ve indirim oranını daha düşük tutmuştur (2/3). Bu kademeli ve takdir yetkisi açısından farklılaşan yapı, faili mümkün olan en erken aşamada gerçeği açıklamaya teşvik etmeyi amaçlayan bir ceza politikası ürünüdür.