YARGITAY 17. CEZA DAİRESİ Esas: 2015/14908 Karar: 2015/9843 sayılı kararında, talimat mahkemesindeki sorguya katılan zorunlu müdafiin görevinin asıl mahkemedeki yargılamayı kapsamadığı belirtilmiştir. Bu durum, CMK m. 149'un ruhu ve 'kesintisiz müdafi yardımından yararlanma hakkı' ilkesiyle çelişir mi? İstinabe yoluyla başka bir şehirde ifadesi alınan sanığa atanan müdafiin görevinin sadece o işlemle sınırlı olmasının usul ekonomisi ve savunma hakkının bütünlüğü açısından doğurabileceği sorunları tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337107

Bu durum, usul ekonomisi ile savunma hakkının etkinliği arasında bir gerilim yaratmaktadır. Yargıtay'ın kararı (ve ilgili yönetmelik hükümleri), istinabe (talimat) yoluyla yapılan işlemlerde görevlendirilen müdafiin görevinin o hukuki işlemle (örneğin sadece o sorguyla) sınırlı olduğu yönündedir. Bunun usul ekonomisi açısından gerekçesi, farklı şehirlerdeki baroların görevlendirmelerinin ve ücretlendirmelerinin pratik zorluklarıdır. Ancak, 'savunma hakkının bütünlüğü' ve 'kesintisiz müdafi yardımı' ilkeleri açısından bu durum sorunludur. Savunma bir bütündür; sanığın istinabe yoluyla verdiği ifade, davanın esasına doğrudan etki eder. Sadece o sorgu için atanan bir müdafi, dosyanın tamamına vakıf olamayabilir, davanın genel stratejisinden habersiz olabilir ve bu nedenle etkin bir savunma yapamayabilir. Asıl mahkemede ise sanık tekrar müdafisiz kalmaktadır. Yargıtay 4. CD'nin 2008/3525 E. sayılı kararında da belirtildiği gibi, asıl yargılamanın yapıldığı yer barosundan ayrıca bir müdafi görevlendirilmesi gerekir. İstinabe ile atanan müdafiin görevinin sınırlı olması, sanığın davanın farklı aşamalarında farklı müdafilerle temsil edilmesine, bu da savunmada kopukluklara ve hak kayıplarına yol açabilir. İdeal olan, sanığa davanın başından sonuna kadar aynı müdafiin yardım etmesidir, ancak mevcut sistemde bu her zaman mümkün olmamaktadır.