Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1421 E., 2020/461 K. sayılı kararında, sanığın duruşmaya gelerek hakim huzurunda bir avukatı müdafisi olarak kabul ettiğini bildirmesinin müdafilik sıfatının kazanılması için yeterli olduğunu belirtmiştir. Bu durum, CMK m. 156/3'te yer alan 'Şüpheli veya sanığın kendisinin sonradan müdafi seçmesi halinde, baro tarafından görevlendirilen avukatın görevi sona erer.' hükmü ile nasıl bir etkileşim içindedir? Sanığa baro tarafından zorunlu müdafi atandıktan sonra, sanığın vekaletname vermediği ancak duruşmada 'bu avukat benim müdafiimdir' dediği bir avukatın varlığı, zorunlu müdafiin görevini otomatik olarak sona erdirir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337106

Evet, sona erdirir. CMK m. 156/3 hükmü, sanığın iradesine üstünlük tanımaktadır. Sanığın müdafi seçme hakkı, baro tarafından yapılan atamadan daha öncelikli ve temel bir haktır. CGK'nın 2016/1421 E. sayılı kararında belirttiği gibi, müdafi seçimi için şekli bir vekaletname zorunluluğu yoktur. Sanığın mahkeme huzurundaki açık ve net beyanı, 'müdafi seçme' iradesinin ortaya konulması için yeterlidir. Dolayısıyla, sanığa daha önce zorunlu müdafi atanmış olsa bile, sanığın bir sonraki celsede başka bir avukatı işaret ederek 'Bu avukat benim seçtiğim müdafiimdir' demesi, CMK m. 156/3 anlamında 'sonradan müdafi seçmesi' olarak kabul edilmelidir. Bu beyanla birlikte, baro tarafından görevlendirilen zorunlu müdafiin görevi, kanun gereği kendiliğinden sona erer. Mahkemenin bu aşamadan sonra zorunlu müdafiin beyanlarını alması veya ona tebligat yapması usule aykırı olur. Tüm işlemlerin, sanığın iradesiyle seçilmiş yeni müdafi ile yürütülmesi gerekir.