Hırsızlık şüphesiyle yakalanan bir kişi, kollukta kardeşi A'nın kimlik bilgilerini verir. Soruşturma devam ederken, ancak A hakkında bir kovuşturma başlamadan önce, parmak izi incelemesi gibi teknik bir araştırma yapılmaksızın, polisin ısrarlı soruları üzerine gerçek kimliğini açıklar. Bu eylem, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçu (TCK m. 268) bağlamında iftira suçunu oluşturur mu? Oluşturursa, failin gerçek kimliğini açıklaması TCK m. 269/2 kapsamında bir etkin pişmanlık olarak değerlendirilebilir mi? Yargıtay 8. CD, 2017/1986 K. kararını da dikkate alarak tartışınız.
Başkasına ait gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini kullanarak kendine suç isnadından kurtulmaya çalışmak, o kişiye suç isnat etmek anlamına geldiğinden TCK m. 267/1 kapsamında iftira suçunu oluşturur. Failin fiili, aynı zamanda TCK m. 268'deki suçu da oluşturur, ancak TCK m. 44 (fikri içtima) gereği daha ağır cezayı gerektiren iftira suçundan ceza verilir. Failin, A hakkında bir kovuşturma (kamu davası) başlamadan önce gerçek kimliğini açıklaması, TCK m. 269/2'deki etkin pişmanlık haline uymaktadır. Kanun, bu evredeki dönme için cezanın dörtte üçünün indirilmesini zorunlu kılmıştır. Yargıtay 8. CD, 2017/1986 K. kararında olduğu gibi, parmak izi gibi teknik bir delil ile gerçek kimlik zaten ortaya çıkmadan, failin 'kendi beyanıyla' gerçeği açıklaması, etkin pişmanlığın uygulanması için yeterlidir. Polisin 'ısrarlı soruları' tek başına dönmenin gönüllü olmadığını göstermez. Önemli olan, gerçeğin failin katkısı olmaksızın, başka bir kesin delille ortaya çıkmamış olmasıdır. Eğer parmak izi sonucu geldikten sonra kimliğini açıklasaydı, CGK 2015/97 K. kararı gereği etkin pişmanlıktan yararlanamazdı. Ancak bu olayda, henüz dış bir delil olmadan gerçeği açıkladığı için TCK m. 269/2'nin uygulanması gerekir.