Taksirle yaralama suçunda (TCK m. 89), cezanın ağırlaştırılmasını gerektiren nitelikli hallerden 'vücutta kemik kırılması' (m. 89/2-b) ile 'yüzde sabit iz' (m. 89/2-d) arasındaki temel fark nedir? Bir trafik kazası sonucu mağdurun hem elmacık kemiği kırılmış hem de bu kırığa bağlı olarak yüzünde estetik bir operasyonla dahi giderilemeyen bir çöküntü (iz) kalmıştır. Bu durumda faile TCK m. 44 (fikri içtima) hükümleri uygulanarak en ağır olan cezadan mı hüküm kurulur, yoksa nitelikli haller kendi içinde içtima eder mi? Tartışınız.
'Vücutta kemik kırılması', vücudun herhangi bir yerindeki kemik bütünlüğünün bozulmasını ifade eden objektif bir tıbbi tespittir. 'Yüzde sabit iz' ise, yüz bölgesinin estetik görünümünü kalıcı olarak bozan ve dışarıdan bakıldığında fark edilen bir değişikliği ifade eder ve daha estetik ve subjektif bir değerlendirme içerir. Somut olayda, tek bir taksirli fiil (trafik kazası) ile kanunun aynı maddesinin (TCK m. 89) birden fazla nitelikli hali (fıkra 2'nin b ve d bentleri) ihlal edilmiştir. Bu durum, TCK m. 44'te düzenlenen farklı suçların fikri içtimaı hali değildir. Çünkü ortada tek bir suç, 'taksirle yaralama' suçu vardır ve bu suçun birden fazla nitelikli hali gerçekleşmiştir. Ceza hukukunda genel kural, kanunun aynı maddesinin birden fazla bendinin ihlali halinde, bu bentler arasında bir 'tüketen-tükenen norm' ilişkisi yoksa ve kanunda özel bir içtima kuralı öngörülmemişse, her bir nitelikli halin ayrı ayrı ceza artırımına yol açmayacağı, ancak TCK m. 61 uyarınca temel cezanın belirlenmesinde bu durumun (netice zararının ağırlığının) dikkate alınacağı yönündedir. Dolayısıyla, mahkeme TCK m. 89/1'den temel cezayı belirlerken, hem kemik kırığının varlığını hem de yüzde sabit iz kalmasını göz önünde bulundurarak alt sınırdan uzaklaşmalı, ardından TCK m. 89/2 uyarınca cezayı bir kez yarı oranında artırmalıdır. İki ayrı artırım yapılması 'çifte değerlendirme yasağı'na aykırı olur.