Bir davacı, dava dilekçesinde sadece 'tapu iptali ve tescil' talep etmiş, yargılama sırasında ise talebini HMK m. 180 kapsamında 'tamamen ıslah' ederek 'cezai şart ve tazminat' alacağına dönüştürmüştür. Bu durumda, zamanaşımı ve faiz başlangıcı hangi tarihe göre belirlenmelidir? Davanın tamamen ıslahının, ilk davanın devamı niteliğinde olması (Yargıtay 8. HD 2018/15977 E.) ile dava sebebinin ve talep sonucunun tamamen değişmesi arasındaki çelişki nasıl çözülmelidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337097

Bu, ıslah kurumunun en tartışmalı yönlerinden biridir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, davanın tamamen ıslahı yeni bir dava değildir, ilk davanın devamıdır. Bu nedenle, zamanaşımı, ilk davanın açıldığı tarihte kesilmiş sayılır (Yargıtay 8. HD 2018/15977 E.). Bu kural, davacıyı, ıslah nedeniyle hak kaybına uğramaktan korur. Ancak, dava sebebinin ve talep sonucunun tamamen değiştiği bu gibi durumlarda, davalının hukuki durumu da gözetilmelidir. Özellikle faiz başlangıcı (temerrüt) açısından durum farklıdır. Davalı, ilk dava dilekçesindeki 'tapu iptali ve tescil' talebi nedeniyle 'cezai şart ve tazminat' borcu açısından temerrüde düşmüş sayılmaz. Davalının temerrüdü, ancak ıslah dilekçesinin kendisine tebliğ edildiği tarihte gerçekleşir. Dolayısıyla, mahkeme hükmedilecek alacağa faizi, ilk dava tarihinden değil, ıslah tarihinden (veya tebliğ tarihinden) itibaren işletmelidir. Özetle, zamanaşımının kesilmesi açısından ilk dava tarihi esas alınarak davacı korunurken, temerrüt faizi açısından ıslah tarihi esas alınarak davalının hukuki güvenliği korunur. Bu şekilde, iki ilke arasında bir denge kurulmuş olur.