MGK kararlarının Anayasa m. 118 uyarınca 'tavsiye' niteliğinde olduğu kabul edilmektedir. Buna karşın, bir MGK kararının Cumhurbaşkanı tarafından benimsenerek bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi veya Kararı ile icrai bir işleme dönüştürülmesi mümkündür. Bu durumda, ortaya çıkan idari işlemin yargısal denetiminde, işlemin dayanağı olan MGK kararının içeriği ve gerekçeleri ne ölçüde dikkate alınabilir? Yoksa denetim, sadece Cumhurbaşkanlığı işleminin kendi unsurlarıyla mı sınırlı kalmalıdır?
Bu, idare hukukunda 'hazırlık işlemi' ile 'icrai işlem' arasındaki ilişkinin bir yansımasıdır. MGK kararı, nihai icrai işlem olan Cumhurbaşkanlığı Kararı/Kararnamesi için bir 'hazırlık işlemi' niteliğindedir. Kural olarak, hazırlık işlemleri tek başlarına idari davaya konu edilemezler. Yargısal denetime tabi olan, hukuki sonuç doğuran 'icrai işlem'dir. Dolayısıyla, açılacak bir iptal davasında denetlenecek olan, doğrudan Cumhurbaşkanlığı işlemidir. Ancak, idari işlemin 'sebep' ve 'amaç' unsurlarının denetiminde, o işlemin alınmasına yol açan hazırlık işlemi olan MGK kararının içeriği ve gerekçeleri göz ardı edilemez. İdari yargı mercii, Cumhurbaşkanlığı işleminin hukuka uygunluğunu denetlerken, bu işlemin dayandığı MGK tavsiyesinin somut olgulara, hukuka ve kamu yararına uygun olup olmadığını değerlendirebilir. Eğer MGK tavsiyesi, bariz bir şekilde gerçek dışı olgulara veya hukuka aykırı bir amaca dayanıyorsa, bu durum nihai icrai işlemin 'sebep' unsurunu sakatlayabilir. Yani, MGK kararı doğrudan dava konusu yapılamasa da, dayanak alındığı icrai işlemin hukuka uygunluk denetiminde önemli bir 'delil' ve 'bağlam' olarak mahkemece dikkate alınır ve değerlendirilir. Denetim, sadece nihai işlemin metniyle sınırlı kalmaz, o işlemin oluşum sürecindeki tüm unsurları kapsar.