AYM'nin Kadri Enis Berberoğlu (3) kararında, bir hak ihlali kararının uygulanmaması halinde bireysel başvurunun 'etkili bir hukuk yolu' olma niteliğinin tartışmaya açılacağı endişesi dile getirilmiştir. Bu bağlamda, AYM'nin İHAM'ın Mehmet Hasan Altan/Türkiye kararına atıf yapmasının stratejik önemini açıklayınız. Bir ulusal anayasa mahkemesinin, kendi kararlarının bağlayıcılığını sağlamak için uluslararası bir mahkemenin içtihadına başvurması, ulusal egemenlik ve yargı hiyerarşisi açısından nasıl yorumlanmalıdır?
AYM'nin İHAM'ın Altan kararına atıf yapması, çok katmanlı bir stratejik hamledir. İlk olarak, iç hukuktaki muhataplarına (özellikle direnen alt derece mahkemesine) uluslararası bir mesaj vermektedir: 'Kararlarıma uymazsanız, Türkiye'nin İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi sistemindeki konumu zedelenir, bireysel başvuru etkili bir yol olmaktan çıkar ve davalar doğrudan Strazburg'a gider, bu da Türkiye için daha ağır ihlal kararları ve siyasi sonuçlar doğurur.' İkinci olarak, İHAM'a bir güvence vermektedir: 'Bireysel başvurunun etkililiğini korumak için mücadele ediyorum, bu mekanizmayı henüz tüketilmiş saymayın.' Bu, AYM'nin uluslararası sistemdeki meşruiyetini ve 'etkili iç hukuk yolu' statüsünü koruma çabasıdır. Ulusal egemenlik açısından bu durum, karmaşık bir görünüm arz eder. Bir yandan, bir ulusal yüksek mahkemenin kendi otoritesini uluslararası bir mahkemeye referansla kurmaya çalışması, egemenliğin aşınması olarak görülebilir. Diğer ve daha isabetli bir yorumla, modern hukuk devletinde insan hakları evrenseldir ve Türkiye, AİHS'e taraf olarak egemenliğini bu standartlara uymak yönünde kendi iradesiyle sınırlandırmıştır. Dolayısıyla AYM, bu uluslararası yükümlülükleri hatırlatarak aslında Anayasa'nın 90. maddesinin gereğini yerine getirmekte ve anayasal düzenin bir parçasını savunmaktadır. Bu, egemenliğin zafiyeti değil, hukukun üstünlüğüne dayalı çağdaş egemenlik anlayışının bir tezahürüdür.