HMK m. 193/2, 'taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir' demektedir. Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/691 E. sayılı kararında, idarenin kendi bünyesindeki bir komisyonun raporunu 'kesin delil' olarak kabul eden sözleşme hükmü, 'silahların eşitliği' ilkesi çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu içtihat ışığında, standart bir banka kredi sözleşmesinde yer alan 'Banka kayıtları, taraflar arasında kesin ve münhasır delil teşkil eder' şeklindeki bir delil sözleşmesinin HMK m. 193/2 karşısındaki geçerliliğini tartışınız.
Söz konusu hüküm, HMK m. 193/1 uyarınca bir 'münhasır delil sözleşmesi' niteliğindedir. Ancak bu sözleşmenin geçerliliği HMK m. 193/2'deki sınırlamaya tabidir. HGK'nin 2017/691 E. sayılı kararındaki mantık burada da geçerlidir. Banka gibi ekonomik olarak güçlü bir tarafın, kendi tek taraflı olarak tuttuğu kayıtları, diğer taraf olan tüketici/borçlu aleyhine 'kesin ve münhasır delil' olarak dayatması, borçlunun ispat hakkını 'imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren' bir durum yaratır. Tüketici, banka kayıtlarının aksini (örneğin bir ödemenin yanlış kaydedildiğini, bir faizin hatalı hesaplandığını) başka delillerle (örneğin banka dekontu, tanık, bilirkişi incelemesi) ispat etme hakkından mahrum bırakılmaktadır. Bu durum, Anayasa'da güvence altına alınan 'hak arama özgürlüğü' ve 'silahların eşitliği' ilkesine açıkça aykırıdır. Banka kayıtları elbette güçlü bir takdiri delildir, ancak 'münhasır ve kesin delil' olarak kabul edilerek aksinin ispatının engellenmesi, HMK m. 193/2 uyarınca sözleşmenin o hükmünü geçersiz kılar. Mahkeme, bu tür bir hükmü yok sayarak tarafların diğer delillerini de toplamalı ve değerlendirmelidir.