Bir hekimin tıbbi müdahalesi, TCK m. 26/2 kapsamında 'ilgilinin rızası' ile hukuka uygun hale gelmektedir. Peki, acil bir durumda bilinci kapalı olan ve yanında kanuni temsilcisi bulunmayan bir hastaya yapılan müdahalede, 'zımnen rıza' (farazi rıza) kavramının hukuki dayanağı nedir? Bu durumda hekimin müdahaleden kaçınması, TCK m. 83 (ihmali davranışla kasten öldürme) veya TCK m. 88 (ihmali davranışla kasten yaralama) suçları açısından nasıl bir sorumluluk doğurur? Açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #337088

Acil durumda bilinci kapalı hastaya müdahalede 'zımnen rıza'nın hukuki dayanağı, TCK m. 25/1'de düzenlenen 'zorunluluk hali' ve hukukun genel prensiplerinden olan 'üstün yarar' ilkesidir. Hastanın yaşam hakkı (Anayasa m. 17), vücut bütünlüğü üzerindeki tasarruf hakkından daha üstün bir hukuki değerdir. Bilinci açık olsaydı, makul bir kişinin kendi hayatını kurtaracak bir müdahaleye rıza göstereceği varsayılır. Bu, bir 'farazi rıza'dır. Hekimin bu durumda müdahaleden kaçınması, ciddi hukuki ve cezai sorumluluklar doğurur. Eğer hekimin, müdahale etmesi halinde hastanın kurtulacağı veya daha az zarar göreceği öngörülebilir bir durumdayken, bu müdahaleyi yapmaktan kaçınması, bir 'ihmali davranış' teşkil eder. Hekimin garantörlük konumu (tedavi yükümlülüğü) nedeniyle, bu ihmali davranış, icrai bir fiile eşdeğer tutulabilir. Sonucun ölüm olması halinde TCK m. 83 (ihmali davranışla kasten öldürme), yaralanma olması halinde ise TCK m. 88 (ihmali davranışla kasten yaralama) gündeme gelebilir. Burada kastın (olası kast) varlığı, hekimin neticeyi öngörüp 'olursa olsun' mantığıyla hareket edip etmediğine göre belirlenir. Eğer kast ispatlanamazsa, hekimin sorumluluğu taksirle öldürme (TCK m. 85) veya taksirle yaralama (TCK m. 89) suçları kapsamında değerlendirilir. (Bkz. Hekimlerin Ceza Sorumluluğu makalesi).