CMK m. 149/1, şüpheli veya sanığın bir veya birden fazla müdafi yardımından yararlanabileceğini belirtirken, Ceza Genel Kurulu’nun 2016/1421 E. sayılı kararı, müdafilik sıfatının kazanılması için vekâletname ibrazının zorunlu olmadığını, sanığın hâkim huzurunda beyanının yeterli olduğunu vurgulamaktadır. Bu durum, vekâletname ibraz etmeyen ancak sanığın beyanıyla duruşmaya katılan bir avukata yapılan gerekçeli karar tebligatının, Tebligat Kanunu m. 11 çerçevesinde geçerliliğini ve temyiz süresinin başlangıcına etkisini nasıl şekillendirir? Tartışınız.
Ceza Genel Kurulu'nun 2016/1421 E. sayılı kararında vurgulandığı üzere, ceza yargılamasında müdafilik sıfatının kazanılması için noterden düzenlenmiş bir vekâletname sunulması şart değildir. Sanığın, mahkeme huzurunda bir avukatı müdafisi olarak kabul ettiğini beyan etmesi, müdafilik ilişkisinin kurulması için yeterlidir. Bu durumda, avukat CMK m. 149 anlamında sanığın müdafisi haline gelir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11. maddesi, 'Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır' hükmünü amirdir. Sanığın beyanıyla müdafilik sıfatını kazanan avukat, artık o dava için 'vekil' statüsündedir. Dolayısıyla, gerekçeli kararın öncelikle sanığa değil, bu müdafiye tebliğ edilmesi zorunludur. Sanığa doğrudan yapılan bir tebligat, usulsüz olacak ve temyiz süresini başlatmayacaktır. Temyiz süresi, usulüne uygun olarak müdafiye yapılan tebligat ile başlar. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin de işaret ettiği gibi, sanığın sorgusuna iştirak eden ve sanığın 'vekilimdir' dediği avukata tebligat yapılmadan kararın kesinleştirilmesi, savunma hakkının ihlali niteliğindedir (Bkz. CGK 2016/1421 E., 2020/461 K.).