Bir sanık, yakalandığında kardeşi adına düzenlenmiş sahte bir kimlik ibraz etmiş, ancak doktor raporu alınması sırasında, henüz kimliği başka yollarla tespit edilmeden, kendiliğinden gerçek kimliğini açıklamıştır. Yargıtay 22. Ceza Dairesi'nin 2015/15475 E. sayılı kararına göre, sanık hakkında TCK m. 269'daki etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması neden gereklidir?
Çünkü bu durum, tipik bir etkin pişmanlık potansiyeli taşımaktadır. Sanık, iftira (TCK m. 267) ve resmi belgede sahtecilik (TCK m. 204) suçlarını işlemiştir. Ancak, mağdur olan kardeşi hakkında bir soruşturma veya kovuşturma başlamadan ve gerçeğin başka bir delille (parmak izi vb.) ortaya çıkmasını beklemeden, kendi iradesiyle gerçeğe dönmüştür. Bu 'dönme', TCK m. 269'da aranan şartlara uymaktadır. Bu nedenle mahkemenin, etkin pişmanlık hükümlerinin somut olayda uygulanıp uygulanmayacağını, özellikle de dönmenin zamanlamasını ve samimiyetini tartışarak, buna göre bir karar vermesi gerekir. Bu tartışma yapılmadan hüküm kurulması, eksik inceleme ve savunma hakkının ihlali olarak kabul edilir.