Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (2016/276 E., 2018/510 K.) kararında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 'nisbi delil yasakları'na dayanarak, sanığın arama işlemine itiraz etmemesi ve suçu ikrar etmesi nedeniyle hukuka aykırı aramanın sonuca etkili olmayacağı yönündeki itirazı neden kabul görmemiştir?
Makalede (Hakkında İstihbari Bilgi Bulunan Kişinin Üstü Önleme Araması ile Aranabilir mi?) Başsavcılığın bu itirazı özetlenmiştir. Bu argüman, 'mutlak' ve 'nisbi' hukuka aykırılıklar ayrımına dayanır. Bu teoriye göre, bazı usul hataları (nisbi hukuka aykırılık) sanığın haklarını esastan ihlal etmiyorsa veya sanık bunlara itiraz etmiyorsa göz ardı edilebilir. Ancak YCGK ve AİHM içtihatlarında, usulüne uygun bir arama kararı olmaksızın yapılan arama, 'nisbi' bir hukuka aykırılık değil, 'mutlak' bir hukuka aykırılık olarak kabul edilir. Bu, Anayasa ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının temelden ihlalidir. Anayasa m.38/6 ve CMK m.217/2'deki 'Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez' hükmü mutlaktır. Hukuka aykırı delil, sanığın ikrarı olsa bile hükme esas alınamaz. Sanığın ikrarı, hukuka aykırı delili meşrulaştırmaz. Bu nedenle YCGK, Başsavcılığın bu yöndeki itirazını kabul etmemiş ve hukuka aykırı aramanın sonuçlarını yok saymıştır.