Bir hekim, hastasına uygulayacağı tedavi için hem hastanın kendisinden hem de kanuni temsilcisinden (velisinden) aydınlatılmış onam almıştır. Ancak kanuni temsilcinin rızası, hastanın rızasından farklıdır (örn. kanuni temsilci ameliyatı istememektedir). Hangi rıza esas alınmalıdır?
Bu durum, hastanın ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına göre değişir. Eğer hasta, ayırt etme gücüne sahip bir küçük (örn. 16-17 yaşlarında) veya kısıtlı ise, hem hastanın kendi rızası hem de kanuni temsilcisinin rızası aranır. İki rıza arasında bir çelişki varsa, kural olarak müdahale yapılamaz. Ancak, müdahalenin hastanın hayatı veya sağlığı için 'tıbben zorunlu' olduğu durumlarda, hekim çocuğun veya kısıtlının üstün yararını gözeterek ve gerekirse mahkemeden izin alarak (TMK m. 463/5) müdahaleyi yapabilir. Eğer hasta ayırt etme gücüne sahip değilse, sadece kanuni temsilcinin rızası yeterlidir. Eğer hasta reşit ve ayırt etme gücüne sahipse, kanuni temsilcinin rızasının hiçbir hukuki değeri yoktur, sadece hastanın kendi rızası geçerlidir.