Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2015/3 E. sayılı kararında, FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla yargılanan kişilerde TCK m. 30 (hata) hükümlerinin değerlendirilmesinde MGK kararlarına atıf yapılmıştır. AYM'nin MGK kararlarının tavsiye niteliğinde olduğuna dair 2021 tarihli kararı, Yargıtay'ın bu yaklaşımını nasıl etkiler?
Bu durum, hukuksal bir tartışma yaratmaktadır. Yargıtay kararında, belirli bir tarihten sonra MGK'nın bu yapıyı 'tehdit' olarak nitelemesi ve bu durumun kamuoyuna açıklanmasının, alt düzeydeki kişilerin 'ben bu yapının terör örgütü olduğunu bilmiyordum' şeklindeki hata (TCK m. 30) savunmasını zayıflatan bir olgu olarak değerlendirilebileceği belirtilmiştir. AYM'nin 2021 tarihli kararı ise MGK kararlarının tek başına hukuki sonuç doğurmayacağını teyit etmiştir. Bu iki karar arasındaki görünürdeki çelişki şöyle yorumlanabilir: Yargıtay, MGK kararını tek başına bir 'tespit' olarak değil, bu kararların 'devlet ve hükümet yetkililerince benimsenip kamuoyu ile paylaşılması' ile birlikte, toplumda ve bireyde oluşması beklenen 'bilgi ve farkındalık' düzeyini belirlemede bir 'olgu' olarak dikkate almıştır. Yani kararı, suçun manevi unsurunun (kastın veya hatanın) ispatında bir delil/emare olarak değerlendirmiştir. Ancak AYM kararı sonrası, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereği, sadece MGK kararlarına ve siyasi açıklamalara dayanarak bir kişinin 'bilmesi gerektiği' sonucuna varmak yerine, her sanığın durumunun somut delillerle, bireysel olarak değerlendirilmesi gerektiği görüşü daha da güçlenmiştir.