Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin, CMK m. 150/3 kapsamında olmamasına rağmen tutuklu sanığın müdafi olmaksızın yargılanmasını 'adil yargılanma hakkı ihlali' sayarken dayandığı temel mantık nedir ve bu yaklaşım CMK m. 101/3 ile nasıl bir ilişki kurmaktadır? Bu görüş neden eleştirilmektedir?
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin anılan kararlarındaki temel mantık, tutukluluk halinin kendisinin sanığın savunma hakkını kısıtlayan olağanüstü bir durum olduğu varsayımına dayanır. Daire'ye göre, tutuklu bir sanığın delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları kısıtlı olduğundan, bu durum 'silahların eşitliği' ilkesini bozar. Bu nedenle, isnat edilen suçun cezası CMK m. 150/3'teki zorunlu müdafilik sınırının altında kalsa bile, sanığın tutuklu olması nedeniyle yargılamanın müdafi huzurunda yapılması adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Daire, bu görüşüne dayanak olarak, ilk tutuklamaya sevk sırasında müdafi zorunluluğu getiren CMK m. 101/3'ü kıyasen genişletmektedir. Bu görüş, kanunda açıkça düzenlenmeyen bir zorunlu müdafilik hali yaratması, CMK m. 150'deki sınırları işlevsiz kılması ve sanığın müdafi istememe hakkını (İHAS m. 6/3-c) göz ardı etmesi nedenleriyle eleştirilmektedir. Zira CMK m. 101/3, sadece ilk tutuklama talebi anına özgü bir düzenlemedir ve kovuşturmanın tamamına teşmil edilemez (sen.av.tr, Zorunlu Müdafiliğin Sınırı).