5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinde düzenlenen 'delillerin doğrudan doğruyalığı' veya 'vasıtasızlığı' ilkesi, ceza yargılamasında hakimin karar verme sürecini nasıl şekillendirir?
CMK m. 217'de düzenlenen 'yargıcın, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabileceği' kuralı, 'delillerin doğrudan doğruyalığı (vasıtasızlığı)' ilkesinin en temel yansımasıdır. Bu ilke, hakimin karar verme sürecini şu şekillerde şekillendirir: 1. **Doğrudan Temas Zorunluluğu:** Hakim, kararını oluşturacak delillerle (tanık, sanık, bilirkişi, belge vb.) araya bir vasıta girmeden, bizzat ve doğrudan temas kurmalıdır. Tanık beyanını tutanaktan okumak yerine, mümkünse tanığı bizzat dinlemelidir. Keşif yapılacaksa, bizzat keşfe katılmalıdır. 2. **Duruşmada Tartışma Şartı:** Bir delilin hükme esas alınabilmesi için, sadece duruşmaya getirilmesi yeterli değildir. Aynı zamanda, tarafların (savcı, sanık, müdafii, katılan) huzurunda bu delilin ortaya konulması ve taraflara delilin içeriği, güvenilirliği ve ispat gücü hakkında beyanda bulunma ve tartışma imkanı verilmesi gerekir. Bu, çelişmeli yargılama ilkesinin bir gereğidir. 3. **Duruşma Dışı Delillerin Geçersizliği:** Hakim, duruşma tutanaklarına yansımamış, taraflarca tartışılmamış, dosya dışından elde ettiği kişisel bilgi ve kanaatlerine veya soruşturma evresinde kalmış ve duruşmada usulünce okunup tartışılmamış delillere dayanarak hüküm kuramaz. Özetle bu ilke, hakimin kararını sadece duruşma salonunda, tüm tarafların katılımıyla, aleni ve sözlü bir şekilde tartışılan delillere dayandırmasını emrederek, adil, şeffaf ve denetlenebilir bir yargılama yapılmasını güvence altına alır. Yargıtay'ın birçok kararında (örn: 4. CD, 2008/15780 K.) bu ilkeye aykırılık, mutlak bozma nedeni olarak kabul edilmektedir. (Kaynak: cmk-madde-215-dinleme-ve-okumadan-sonra-diyecegin-sorulmasi.html).