5237 sayılı TCK'nın 141. maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunun konusu 'başkasına ait taşınır bir mal' olarak tanımlanmıştır. Bu tanımdaki 'başkasına ait olma' unsuru, Yargıtay içtihatlarına göre nasıl yorumlanmaktadır ve bu yorumun failin kim olabileceği üzerindeki etkisi nedir?
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın 'başkasına ait olması' unsuru, malın mülkiyetinin faile ait olmaması gerektiği şeklinde yorumlanmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.05.2016 tarihli, 2014/13-159 E. ve 2016/257 K. sayılı kararında, 'Suçun maddi konusu ise başkasına ait taşınır maldır. Bu nedenle malın malikinin bu suçun faili olması mümkün değildir.' denilerek bu görüş açıkça ortaya konulmuştur. Bu yorumun failin kim olabileceği üzerindeki etkisi şudur: Malın mülkiyetine sahip olan kişi (malik), kendi malına karşı hırsızlık suçunu işleyemez. Zilyetliği geçici olarak başkasında olsa bile (örneğin, kiraya verilmiş, tamire bırakılmış), malik bu malı zilyedin rızası olmadan gizlice geri aldığında, Yargıtay'a göre hırsızlık suçu oluşmaz. Çünkü mal 'başkasına ait' değildir, kendisinindir. Bu durumda, eylem şartları varsa 'ihkak-ı hak' (TCK m. 150) gibi başka suçları oluşturabilir. Doktrinde ise, suçla korunan asıl hukuki yararın 'zilyetlik' olduğu, bu nedenle malikin de zilyedin rızası hilafına malı alarak hırsızlık suçunun faili olabileceği savunulmaktadır. Ancak Yargıtay'ın baskın görüşü, malikin hırsızlık suçunun faili olamayacağı yönündedir. (Kaynak: hirsizlik-sucu-tck-141.html).