Bir sanık hakkında üst sınırı 3 yılı aşan bir suçtan (örneğin TCK m. 204/1 resmi belgede sahtecilik) dolayı tutuklama talep edildiğinde, mahkemenin tutuklama talebini reddederek CMK m. 109/3-b uyarınca 'belirli yerlere başvurma' şeklinde adli kontrol kararı vermesi hukuka uygun mudur? 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi durumu da dikkate alarak açıklayınız.
6352 sayılı Kanun ile 2012 yılında yapılan değişiklikten önceki haline göre bu karar hukuka aykırıydı. Değişiklik öncesi CMK m. 109/1, adli kontrol kararının genel olarak 'üst sınırı üç yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren' suçlar için verilebileceğini düzenliyordu. Bu kuralın istisnası ise aynı maddenin 4. fıkrasında belirtilmişti; buna göre sadece 'yurt dışına çıkamamak' (a bendi) ve 'güvence yatırmak' (f bendi) yükümlülükleri için bu 3 yıllık süre sınırı dikkate alınmıyordu. Dolayısıyla, üst sınırı 3 yılı aşan bir suçtan yargılanan sanık hakkında 'belirli yerlere başvurma' (b bendi) gibi diğer adli kontrol tedbirlerine hükmedilemiyordu. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 05.06.2009 tarihli, 2008/13063 E. sayılı kanun yararına bozma kararında da bu durum açıkça vurgulanmış ve üst sınırı 3 yılı aşan resmi belgede sahtecilik suçundan dolayı 'karakola imza atma' şeklindeki adli kontrol kararının kanuna aykırı olduğu belirtilmiştir. Ancak, 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 98. maddesiyle CMK m. 109/1'deki 'üst sınırı üç yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren bir suç sebebiyle' ibaresi metinden çıkarılmıştır. Bu değişiklik sonrası, tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, suça ilişkin ceza miktarından bağımsız olarak, tutuklama yerine tüm adli kontrol tedbirlerine karar verilebilmesi mümkün hale gelmiştir. Dolayısıyla güncel mevzuata göre böyle bir karar hukuka uygundur. (Kaynak: cmk-madde-109-adli-kontrol.html).