Tefecilik suçunda, sanığın 'yakın akrabalık bağı veya iş ilişkisi bulunmayan' kişilere yüksek miktarda borç para vermesi, suçun sübutu açısından neden önemli bir karine olarak kabul edilir?
Bu durum, 'hayatın olağan akışı' ve 'genel hayat tecrübeleri' ilkeleri çerçevesinde önemli bir karine olarak kabul edilir. Çünkü, insanlar arasında, özellikle aralarında bir güven ilişkisi (akrabalık, dostluk) veya ticari bir menfaat (iş ilişkisi) yoksa, günümüz ekonomik koşullarında önemli sayılabilecek miktarlardaki paraların karşılıksız, yani bir kazanç beklentisi (faiz) olmaksızın ödünç verilmesi olağan ve makul bir davranış değildir. Sanığın bu tür kişilere sürekli olarak borç para vermesi, bu işi bir yardım veya hatır amacıyla değil, bir kazanç elde etme amacıyla yaptığının güçlü bir göstergesidir. Bu karine, sanığın 'hatır için verdim, faiz almadım' şeklindeki savunmasını zayıflatır ve tanık beyanları gibi diğer delillerle birleştiğinde, suçun manevi unsuru olan 'kazanç elde etme kastı'nın ispatlanmasında önemli bir rol oynar. (Bkz: Yargıtay 5. CD, K. 2016/6425; barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/tefecilik-sucu-cezasi-nedir-tck.html)