Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanan ve tutuklu bulunan bir sanık hakkında, kovuşturma aşamasında, kendisinin talebi olmamasına rağmen müdafi görevlendirilmesi zorunlu mudur? Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin bu konudaki özgün yaklaşımını ve YCGK'nın bu yaklaşıma karşı geliştirdiği görüşü açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #335682

Bu konu Yargıtay içinde tartışmalıdır. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, bir dönem verdiği kararlarda (örneğin 29.11.2017 tarihli, 2017/2257 E. sayılı karar), sanığa isnat edilen suç CMK m. 150/3 kapsamında olmasa bile, sanığın 'tutuklu' olmasının tek başına müdafi görevlendirmeyi zorunlu kıldığı yönünde bir yaklaşım benimsemiştir. Gerekçesi, tutuklu sanığın delillere erişim imkanının kısıtlı olması nedeniyle müdafisiz yargılanmasının 'silahların eşitliği' ve 'adil yargılanma hakkını' (AİHS m. 6) ihlal edeceğiydi. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu (YCGK), 05.11.2020 tarihli, 2018/16-153 E. sayılı kararıyla bu yaklaşımı benimsememiştir. YCGK'ya göre zorunlu müdafilik halleri kanunda (CMK m. 150/2-3) sınırlı olarak sayılmıştır ve 'tutukluluk' bu hallerden biri değildir. Sanık, zorunlu müdafilik kapsamında olmayan bir suçtan yargılanıyorsa ve açıkça müdafi istemediğini beyan etmişse, sadece tutuklu olduğu için re'sen müdafi atanması yasal bir zorunluluk değildir. Yargıtay'ın genel ve güncel uygulaması YCGK'nın bu görüşü doğrultusundadır. (Bkz: sen.av.tr/tr/makale/05.11.2020-tarihli-ycgk-karari-ve-zorunlu-mudafiligin-siniri)