Bir taşınmazda paydaş olan davacıların, taşınmaz üzerindeki dairelerin kendilerine ait olduğunun tespiti için açtığı dava, HMK m. 106 açısından neden 'muhdesatın tespiti' davası olarak nitelendirilir ve bu davanın görülebilirlik şartı nedir?
Bu dava, 'muhdesatın tespiti' davası olarak nitelendirilir çünkü davacılar, paylı mülkiyete tabi bir arsa üzerindeki yapıların (muhdesatın) kendileri tarafından meydana getirildiğini ve dolayısıyla kendilerine ait olduğunu iddia etmektedirler. Kural olarak, bir arazi üzerindeki yapı, arazinin bütünleyici parçasıdır ve mülkiyeti arazi maliklerine payları oranında aittir. Bu nedenle, muhdesatın aidiyetinin tespiti için dava açmakta normalde hukuki yarar yoktur. Ancak Yargıtay, bu tür bir davanın görülebilmesi için istisnai bir şart aramaktadır: Davacının bu tespiti istemekte 'güncel bir hukuki yararının' bulunması. Bu hukuki yarar, genellikle taşınmaz hakkında derdest (görülmekte olan) bir 'ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu)' davasının varlığı halinde kabul edilir. Çünkü tespit kararı, ortaklığın giderilmesi davası sonunda taşınmaz satıldığında, satış bedelinden muhdesat bedelinin yapı sahibine ödenmesini sağlayacaktır. Eğer derdest bir ortaklığın giderilmesi davası yoksa, muhdesat tespiti davası hukuki yarar yokluğundan reddedilir. (Bkz: Yargıtay 8. HD, 2017/16289 E., 2017/17592 K.; barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-106-tespit-davasi.html)