Tefecilik suçunun konusunun 'para' olması, 'altın' üzerinden yapılan faizli borç verme işlemlerini suç kapsamı dışına çıkarır mı? Kuyumcular aracılığıyla işlenen tecilik suçunun tipik işleniş biçimini açıklayınız.
Doğrudan altın veya başka bir malın faizle borç verilmesi, TCK m. 241'in lafzı ('ödünç para veren') gereği tefecilik suçu oluşturmaz. Ancak, kuyumcular aracılığıyla işlenen tefecilik suçlarında genellikle muvazaalı (danışıklı) bir işlem söz konusudur. Tipik işleniş biçimi şöyledir: Kuyumcu, nakit ihtiyacı olan kişiye, gerçekte hiçbir altın alım satımı olmamasına rağmen, sanki ona belirli bir miktarda altın satmış gibi yapar ve karşılığında daha yüksek bedelli bir çek veya senet alır. Hemen ardından, sanki o altını 'hurda altın' olarak daha düşük bir bedelden geri satın alıyormuş gibi bir işlem daha yapar ve aradaki fark olan nakit parayı kişiye öder. Bu senaryoda, çek/senet bedeli ile kişiye ödenen nakit para arasındaki fark, tefecinin faiz kazancıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2015/152 sayılı kararında da belirtildiği gibi, burada çekin el değiştirmesi gerçek bir alacak-borç ilişkisine dayanmadığından ve asıl amaç kazanç elde etmek suretiyle ödünç para vermek olduğundan, eylem TCK m. 241'deki tefecilik suçunu oluşturur. (Bkz: barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/tefecilik-sucu-cezasi-nedir-tck.html)