Bir dava dosyasından tefrik edilen ve daha sonra yakalanan bir sanığın yargılamasının, diğer sanıklar hakkında daha önce mahkumiyet kararı vermiş olan aynı hakim veya heyet tarafından yapılması, hakimin tarafsızlığı açısından hangi sorunları gündeme getirir?
Bu durum, hakimin 'objektif tarafsızlığına' gölge düşürebilecek ciddi bir sorun teşkil eder. Objektif tarafsızlık, mahkemenin veya hakimin, tarafsız olduğu yönünde meşru bir şüpheye yer vermeyecek bir görünüm sergilemesidir. Aynı dosyada, aynı delillere dayanarak diğer sanıklar hakkında (özellikle iştirak halinde işlenen suçlarda) mahkumiyet kararı veren bir hakim, dosyadan tefrik edilen sanık hakkında da peşin bir kanaate (ihsas-ı rey) sahip olduğu izlenimini yaratır. Zira, diğer sanıkların suçluluğuna karar verirken, tefrik edilen sanığın eylemlerini ve suça katılımını da dolaylı olarak değerlendirmiş olabilir. Her ne kadar hakim sübjektif olarak tarafsız olduğunu düşünse de, dışarıdan bakan makul bir gözlemci için hakimin tarafsızlığı şüpheli hale gelir. Bu durum, CMK m. 24 kapsamında 'tarafsızlığı şüpheye düşüren sebep' olarak hakimin reddini veya CMK m. 30 uyarınca çekinmesini gerektirebilir. Uygulamada bu durumun sıklıkla göz ardı edilmesi, adil/dürüst yargılanma hakkı açısından bir zafiyet oluşturmaktadır. (Bkz: sen.av.tr/tr/makale/suc-duyurusunda-bulunan-hakimin-daha-sonra-yargilamaya-bakan-hakim-olmasi-ile-dosyası-tefrik-edilen-sanik-bakimindan-daha-once-karar-veren-hakimin-davaya-bakmasinin-hakimin-tarafsizligi-bakimindan-degerlendirilmesi)