Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin, CMK m. 150/3 kapsamında olmasa bile 'tutuklu' yargılanan bir sanığın müdafi olmadan yargılanmasını 'adil yargılanma hakkı ihlali' sayan kararlarının hukuki dayanağı ve bu yaklaşıma yöneltilen eleştiriler nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #335604

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, bir dizi kararında (örneğin 29.11.2017 tarihli, 2017/2257 E. sayılı karar), sanığa isnat edilen suç CMK m. 150/3 kapsamında zorunlu müdafilik gerektirmese dahi, sanığın 'tutuklu' olmasının tek başına müdafi görevlendirilmesini gerektiren bir durum olduğunu savunmuştur. Kararların hukuki dayanağı; tutuklu sanığın 'delillere erişme ve savunma hazırlama imkanlarının kısıtlı olması' nedeniyle, müdafisiz yargılanmasının 'silahların eşitliği' ilkesini ve dolayısıyla AİHS m. 6 ile Anayasa m. 36'da güvence altına alınan adil/dürüst yargılanma hakkını ihlal edeceği görüşüdür. Daire bu yaklaşımını, ilk tutuklamada müdafi zorunluluğu getiren CMK m. 101/3'ü kıyasen genişleterek kovuşturma aşamasına da teşmil etmiştir. Bu yaklaşıma yöneltilen temel eleştiri ise şudur: Kanun, zorunlu müdafiliği CMK m. 150'de açıkça ve sınırlı olarak düzenlemiştir. Tutukluluk hali, kanunda sayılan zorunlu müdafilik nedenlerinden biri değildir. Tutuklu sanığın dosyaya erişim hakkı vardır ve talep etmesi halinde kendisine her zaman müdafi atanabilir. Sanığın açıkça müdafi istemediği bir durumda, sadece tutuklu olduğu için zorunlu müdafi atanması, kanunda olmayan bir zorunluluk yaratmakta ve kişinin 'kendisini bizzat savunma' hakkına müdahale anlamına gelebilmektedir. Bu yorumun, AİHS m. 6/3-c'nin lafzına da aykırı olduğu savunulmaktadır. (Bkz: sen.av.tr/tr/makale/05.11.2020-tarihli-ycgk-karari-ve-zorunlu-mudafiligin-siniri)