Zorunlu müdafilik konusunda Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 05.11.2020 tarihli kararında, CMK m. 150/3'ün uygulanmasında neden suçun 'temel şekli' için öngörülen cezanın dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir? Bu görüşe karşı sunulan eleştirilerin temel dayanağı nedir?
YCGK'nın 05.11.2020 tarihli, 2018/16-153 E. ve 2020/446 K. sayılı kararında, CMK m. 150/3'teki 'alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar' ibaresinin yorumunda, suçun nitelikli hallerinin değil, temel şekli için kanunda öngörülen cezanın esas alınması gerektiği belirtilmiştir. Kurulun gerekçesi, kanun koyucunun dava zamanaşımı gibi konularda nitelikli hallerin dikkate alınacağını açıkça belirtirken, zorunlu müdafilik için böyle bir düzenleme yapmamasının 'bilinçli bir tercih' olduğu varsayımıdır. Bu görüşe karşı sunulan temel eleştiri ise şudur: Ceza hukukunda bir suçun temel şekli ile nitelikli halleri 'aynı suç' sayılır. Sanığın yargılandığı ve ceza alacağı fiil, nitelikli halin uygulandığı ve cezanın alt sınırının 5 yılı aştığı bir fiil ise, savunma hakkının en çok ihtiyaç duyulduğu bu durumda zorunlu müdafi atanmaması, Anayasa m. 13 (Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması) ve Anayasa m. 36 (Adil yargılanma hakkı) ile çelişir. Suç zamanaşımında aleyhe dikkate alınan nitelikli halin, lehe olan zorunlu müdafilik kurumunda göz ardı edilmesi, kanunun sanık aleyhine yorumlanması anlamına gelir ve 'savunma hakkının kısıtlanması' sonucunu doğurur. (Bkz: sen.av.tr/tr/makale/05.11.2020-tarihli-ycgk-karari-ve-zorunlu-mudafiligin-siniri)