Ceza muhakemesinde hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi konusunda 'mutlak delil yasakları' ve 'nispi delil yasakları' ayrımı ne anlama gelmektedir? Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2016/2330 K. sayılı kararında atıf yapılan bu ayrım, bir delilin hükme esas alınıp alınamamasında nasıl bir fark yaratır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #334505

Bu ayrım, hukuka aykırılığın niteliğine ve sonucuna göre yapılır: - **Mutlak Delil Yasakları:** Delilin elde edildiği yöntemin, insan onuru, işkence yasağı gibi temel hakların özünü ihlal ettiği durumlarda söz konusudur. Örneğin, işkenceyle alınan ikrar, yalan söyletme, yasa dışı dinleme gibi. Bu yollarla elde edilen deliller, hiçbir şekilde ve hiçbir koşulda yargılamada kullanılamaz. Aykırılığın hükme etkisi araştırılmaz. Bu, delilin kendisinin 'zehirli' olduğu anlamına gelir. - **Nispi Delil Yasakları:** Delil elde edilirken, temel hakların özüne dokunmayan, daha çok şekli veya usuli kuralların ihlal edildiği durumlarda söz konusudur. Örneğin, arama sırasında hazır bulunması gereken kişilerin eksikliği, tutanaktaki imza eksikliği gibi. Bu durumlarda, ihlalin delilin güvenilirliğini sarsıp sarsmadığı ve adil yargılanma hakkını bir bütün olarak zedeleyip zedelemediği değerlendirilir. Eğer ihlal, delilin güvenilirliğini etkilemiyorsa ve yargılama bütününde adil ise, bu delil hükme esas alınabilir. Yargıtay 16. CD kararında, her şekle aykırılığın delili geçersiz kılmayacağı belirtilerek bu ayrıma işaret edilmiştir. (Bkz: Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2015/4672-1 E. Karar İncelemesi, yargitayin-ceza-muhakemesi-uzerine-verdigi-bir-kararin-incelenmesi.html)