Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2016/2330 K. sayılı kararında, delil elde etmeye ilişkin her hukuka aykırılığın delilin kullanılmasını engellemeyeceği, bunun için sanığın temel haklarını ihlal eden bir aykırılık olması gerektiği belirtilmiştir. Bu görüş, 'mutlak' ve 'nispi' hukuka aykırılık ayrımıyla nasıl ilişkilendirilebilir? İletişimin denetlenmesi tedbirindeki aykırılıklar bu kapsamda nasıl değerlendirilmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #334410

Bu görüş, 'mutlak' ve 'nispi' hukuka aykırılık ayrımıyla doğrudan ilişkilidir. Mutlak hukuka aykırılıklar (CMK m. 289'da sayılanlar gibi), sanığın temel haklarını ihlal ettiği ve adil yargılanmayı temelden sarstığı varsayılan aykırılıklardır. Bu nedenle bu tür aykırılıklar sonucu elde edilen deliller her zaman geçersizdir. Nispi hukuka aykırılıklar ise, her zaman temel bir hakkı ihlal etmeyebilir. Örneğin, arama tutanağındaki şekli bir eksiklik, delilin güvenilirliğini etkilemiyorsa, temel bir hak ihlali sayılmayabilir. Ancak Yargıtay, aynı kararında 'iletişimin denetlenmesi' tedbiri için bir istisna getirmiştir. Bu tedbirin özel hayata ve haberleşme hürriyetine çok ağır bir müdahale olması nedeniyle, bu alandaki usuli aykırılıkların (katalog suç, kuvvetli şüphe, ultima ratio ilkelerine aykırılık) her zaman temel bir hak ihlali sayılacağını ve bu yolla elde edilen delillerin değerlendirilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Yani, iletişimin denetlenmesindeki usuli hatalar, genellikle mutlak hukuka aykırılık gibi sonuç doğurur. (Bkz: Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2015/4672-1 E. Karar İncelemesi, yargitayin-ceza-muhakemesi-uzerine-verdigi-bir-kararin-incelenmesi.html)