Yüksel Yalçınkaya kararında İHAM'ın, 'ağır cezayı gerektiren suçüstü hali' kavramının yorumlanmasında AYM ile farklı bir sonuca ulaşmasına rağmen, ByLock kararında neden daha temkinli bir dil kullandığı ve ulusal mahkemelerin delil değerlendirmesine daha az müdahale ettiği söylenebilir?
İki konu arasındaki temel fark, birinin usul hukukuna ilişkin bir kavramın ('suçüstü hali') yorumu, diğerinin ise bir delilin ('ByLock verisi') ispat gücünün değerlendirilmesi olmasıdır. İHAM, yerleşik içtihadı gereği, ulusal mahkemelerin delil değerlendirmesine ve delillerin kabul edilebilirliğine kural olarak karışmaz ('dördüncü derece mahkemesi' olmadığını belirtir). Bu nedenle ByLock kararında, delilin kendisini değil, o delile karşı savunma hakkının kullandırılıp kullandırılmadığını (usuli güvenceler) incelemiştir. Oysa 'ağır cezayı gerektiren suçüstü hali'nin yorumu, doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına (İHAS m.5) müdahalenin 'yasallık' şartıyla ilgilidir. İHAM, bu tür yasal kavramların öngörülemez ve genişletici yorumlanmasının doğrudan Sözleşme'yi ihlal ettiğini daha rahat tespit edebilir. Bu nedenle ByLock kararındaki yaklaşım, İHAM'ın delil değerlendirmesinden kaçınma prensibiyle tutarlıdır.