TCK m. 103/1-a'ya göre, 15 yaşından küçük çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismar suçunu oluşturur. Bu hükmün, çocuğun 'rıza'sını tamamen geçersiz saymasının altında yatan hukuki felsefe nedir? Bu mutlak koruma kuralını, özel hukuktaki 'ayırt etme gücü' ve 'fiil ehliyeti' kavramlarıyla karşılaştırarak, ceza hukukunun çocuğu korumadaki farklı yaklaşımını izah ediniz.
TCK m. 103/1-a'daki bu mutlak koruma kuralının altında yatan hukuki felsefe, 'çocuğun üstün yararı' ilkesi ve çocuğun cinsel gelişimini her türlü dış müdahaleye karşı koruma amacıdır. Kanun koyucu, 15 yaşından küçük bir çocuğun, cinsel bir eylemin anlamını, olası fiziksel, ruhsal ve sosyal sonuçlarını tam olarak kavrayabilecek, bu konuda özgür ve sağlıklı bir irade oluşturabilecek olgunlukta olmadığını mutlak bir karine olarak kabul etmiştir. Bu yaklaşım, ceza hukukunun özel hukuktan farklı bir mantığa sahip olduğunu gösterir. Özel Hukuktaki Yaklaşım: Özel hukukta (Medeni Kanun), 'ayırt etme gücü' (temyiz kudreti) temel bir kavramdır. Ayırt etme gücüne sahip olan küçükler (örneğin, 14 yaşındaki bir çocuk), yasal temsilcilerinin rızasıyla belirli hukuki işlemleri (sınırlı ehliyetsiz) yapabilirler. Burada, çocuğun yaptığı işlemin anlamını anlama yeteneği somut olarak değerlendirilir. Ceza Hukukunun Farklı Yaklaşımı: Ceza hukuku, kişinin en temel varlığı olan vücut bütünlüğü ve ruhsal gelişimiyle ilgilenir. Bu alanda risk alınamaz. Kanun koyucu, cinsel eylemler gibi geri döndürülemez ve potansiyel olarak travmatik sonuçları olan bir konuda, özel hukuktaki gibi esnek bir 'ayırt etme gücü' değerlendirmesi yapmayı tehlikeli bulmuştur. 15 yaşından küçük bir çocuğun cinsel bir eyleme 'rıza' gösteriyor gibi görünmesi, onun kandırılmış, manipüle edilmiş, baskı altında kalmış veya eylemin gerçek niteliğini anlayamamış olabileceği ihtimalini ortadan kaldırmaz. Bu nedenle ceza hukuku, çocuğun beyanına veya rızasına değil, onun korunması gereken objektif yararına odaklanır. Çocuğun cinsel dokunulmazlığını, onun kendi 'hatalı' olabilecek iradesine karşı bile korur. Bu, devletin çocukları korumaya yönelik pozitif yükümlülüğünün en güçlü yansımalarından biridir. Özel hukukta irade ve ehliyet esasken, ceza hukukunun bu alanında 'korunma ihtiyacı' ve 'çocuğun üstün yararı' esastır.