Yürütmenin durdurulması kararının (YD) idarece uygulanmaması, bir 'hizmet kusuru' sayılır. Bu durumda zarar görenin açacağı tam yargı davasında, idarenin 'kusursuz sorumluluk' ilkelerine dayanması mümkün müdür? Yoksa yargı kararını uygulamamak, her durumda idarenin 'kusurlu' olduğunu gösteren kesin bir karine midir? Bu durumu, 'idarenin eylem ve işlemlerinden doğan sorumluluğu' ilkesi çerçevesinde tartışınız.
İdarenin, kesinleşmiş ve uygulanabilir bir yargı kararını (YD kararı dahil) uygulamaması, idare hukuku tekniği açısından en ağır 'hizmet kusurlarından' biri olarak kabul edilir. Bu, idarenin hukuka bağlılığı ilkesinin (Anayasa m. 2) ve hukuk devleti olmanın temel bir gereğinin ihlalidir. Bu nedenle, idarenin bu durumda 'kusursuz sorumluluk' ilkelerine (örneğin, risk ilkesi, fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi) dayanarak sorumluluktan kurtulmaya çalışması mümkün değildir. Yargı kararını kasten veya ihmalen uygulamamak, idarenin eyleminde açık ve ağır bir 'kusur' olduğunu gösterir. Bu durum, idarenin kusurlu olduğunu gösteren 'kesin bir karine' teşkil eder. Davacı, tam yargı davasında sadece yargı kararının uygulanmadığını ve bu nedenle bir zarara uğradığını (örneğin, YD kararına rağmen yıkılan binasının değeri kadar) ispatlamakla yükümlüdür. Artık idarenin kusurlu olup olmadığını ayrıca ispatlamasına gerek yoktur; kusur, yargı kararının uygulanmaması fiiliyle sabittir. 'İdarenin eylem ve işlemlerinden doğan sorumluluğu' ilkesi, hem kusurlu hem de kusursuz sorumluluk hallerini kapsar. Ancak, idarenin en temel yükümlülüklerinden biri olan yargı kararlarına uyma yükümlülüğünü ihlal etmesi, durumu kusursuz sorumluluk alanından çıkarıp, doğrudan doğruya 'ağır hizmet kusuru' alanına sokar. İdare, bu durumda ancak 'mücbir sebep' (örneğin, kararın uygulanmasını fiilen imkansız kılan bir doğal afet) gibi sorumluluğu ortadan kaldıran istisnai bir durumun varlığını ispatlarsa sorumluluktan kurtulabilir. Bunun dışındaki savunmaları (personel yetersizliği, ödenek yok , amir emri vb.) idareyi sorumluluktan kurtarmaz.