Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2019/10939 K. sayılı kararında, polis memurlarına söylenen 'terbiyesiz herifler' sözü 'nezaket dışı kaba hitap tarzı' olarak nitelendirilip hakaret sayılmamıştır. Aynı sözlerin bir vatandaşa söylenmesi ile bir kamu görevlisine görevi sırasında söylenmesi arasında, hakaret suçunun (TCK m. 125) oluşumu açısından bir fark var mıdır? TCK m. 125/3-a'daki nitelikli hal, suçun unsurlarının oluştuğunun kabulü için daha düşük bir eşik mi öngörmektedir, yoksa sadece cezanın artırımını mı düzenlemektedir?
TCK m. 125/3-a'da düzenlenen 'kamu görevlisine karşı görevinden dolayı' hakaret, suçun temel unsurları (sövme veya somut olgu isnadı) oluştuktan sonra devreye giren bir 'nitelikli hal'dir. Bu fıkra, suçun oluşması için daha düşük bir eşik öngörmemekte, sadece zaten oluşmuş olan hakaret suçunun cezasının artırılmasını (alt sınırın bir yıldan az olamayacağını) düzenlemektedir. Yani bir söz, sıradan bir vatandaşa söylendiğinde hakaret suçunu oluşturmuyorsa, aynı sözün bir kamu görevlisine söylenmesi de tek başına o sözü hakarete dönüştürmez. Suçun temel maddi unsurunun her iki durumda da gerçekleşmesi gerekir. Yargıtay'ın 2019/10939 K. sayılı kararında yaptığı da budur. Mahkeme, öncelikle 'terbiyesiz herifler' sözünün, TCK m. 125/1 anlamında onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyutta bir sövme olup olmadığını incelemiş ve 'kaba hitap tarzı' olduğu, hakaretin maddi unsurunu oluşturmadığı sonucuna varmıştır. Suçun temel unsurları oluşmadığı için, TCK m. 125/3-a'daki nitelikli halin uygulanması da zaten söz konusu olamaz. Dolayısıyla, bir sözün bir vatandaşa veya kamu görevlisine söylenmesi arasında, o sözün 'hakaret' niteliğini kazanması açısından bir fark yoktur. Fark, eğer söz hakaret niteliğindeyse, kamu görevlisine karşı işlenmesi halinde uygulanacak cezanın miktarındadır. Ancak Yargıtay'ın genel eğilimi, kamu görevlilerinin, görevlerinin doğası gereği, vatandaşlardan gelen ve hakaret boyutuna varmayan kaba ve eleştirel ifadelere karşı daha hoşgörülü olması gerektiği yönündedir.