CMK m. 54/1'in ikinci cümlesi, 'gerektiğinde' yeminin tanıklıktan sonraya bırakılabileceğini düzenler. 'Gereklilik' halinin takdirinin mahkemeye ait olduğu açıktır. Ancak bu takdir yetkisi, sanığın 'lekelenmeme hakkı' ile nasıl bir denge içinde kullanılmalıdır? Özellikle, bir kişinin tanık olarak mı yoksa şüpheli/sanık olarak mı dinlenmesi gerektiği konusunda tereddüt varsa, yeminin sonraya bırakılması hangi tarafın haklarını korumaya yöneliktir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #331157

CMK m. 54/1'deki yeminin sonraya bırakılmasına ilişkin 'gereklilik' hali, özellikle sanığın lekelenmeme hakkı ve bir kimsenin hukuki statüsündeki belirsizlik durumlarında kritik bir rol oynar. Bu hüküm, öncelikle dinlenen kişinin haklarını korumaya yöneliktir. Bir olayla ilgili bilgisi olan bir kişinin, soruşturmanın veya kovuşturmanın o anki aşamasında hukuki statüsü net olmayabilir. Bu kişi, olayın aydınlatılmasına yardımcı olabilecek bir 'tanık' mı, yoksa suça iştirak etmiş olabilecek bir 'şüpheli/sanık' mıdır? Bu ayrım çok önemlidir, çünkü tanık doğruyu söylemekle ve yemin etmekle yükümlüyken, şüpheli/sanık 'susma hakkı'na (CMK m. 147) ve 'kendini suçlamama' (nemo tenetur) ayrıcalığına sahiptir. Eğer statüsü belirsiz bir kişiye, tanık olduğu varsayılarak peşinen yemin ettirilirse ve bu kişi daha sonra şüpheli konumuna geçerse, yeminin baskısı altında kendi aleyhine beyanda bulunmaya zorlanmış olabilir. Bu durum, savunma hakkını ve adil yargılanma ilkesini temelden zedeler. İşte 'yeminin sonraya bırakılması' bu noktada bir güvence işlevi görür. Mahkeme, kişinin statüsünden emin değilse, önce onu yeminsiz olarak dinler. Anlatımlarından sonra kişinin tanık olduğu kesinleşirse, yeminini o zaman yaptırır. Eğer anlatımları kendi suçluluğuna işaret ediyorsa, ona tanık muamelesi yapmaktan vazgeçer ve şüpheli/sanık haklarını hatırlatır. Bu usul, masum bir tanığın haklarını koruduğu gibi, potansiyel bir şüphelinin de lekelenmeme hakkını ve savunma haklarını güvence altına alır.