'MASAK' metninde, aklama suçundan (TCK m. 282) dava açılabilmesi için öncül suçtan verilen mahkumiyet hükmünün kesinleşmesinin gerekip gerekmediği konusunda iki farklı görüş olduğu belirtilmektedir. Bu iki görüşü, 'kanunilik ilkesi', 'suçsuzluk karinesi' ve 'muhakeme ekonomisi' açısından karşılaştırarak, hangi görüşün ceza hukuku temel ilkelerine daha uygun olduğunu gerekçeleriyle tartışınız.
Bu konu, aklama suçunun yargılanmasındaki en temel usuli sorunlardan biridir ve metinde belirtilen iki görüş de doktrinde güçlü bir şekilde savunulmaktadır. **Görüş 1: Öncül Suç Kararı Kesinleşmelidir:** Bu görüş, 'kanunilik' ve 'suçsuzluk/masumiyet karinesi' ilkelerine dayanır. TCK m. 282, suçun konusunu 'bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değeri' olarak tanımlamıştır. Bir malvarlığı değerinin 'suçtan kaynaklandığının' hukuken kesin olarak söylenebilmesi için, o kaynağı oluşturan suçun (öncül suç) bir mahkeme kararıyla sübuta erdiğinin ve bu kararın kesinleştiğinin kabul edilmesi gerekir. Aksi takdirde, öncül suçtan yargılanan kişi beraat ederse, ortada 'suçtan kaynaklanan' bir malvarlığı değeri kalmayacak ve aklama davasının konusu ortadan kalkacaktır. Henüz suçluluğu kesinleşmemiş bir kişiyi, o 'şüpheli' eyleme dayanarak 'aklama' suçundan yargılamak, suçsuzluk karinesini zedeler. Bu görüşe göre, öncül suçun kesinleşmesi, aklama suçunun kovuşturma (dava) şartıdır. **Görüş 2: Kesinleşme Gerekmez, Davalar Ayrı Yürür:** Bu görüş, 'muhakeme ekonomisi' ve 'suçla etkin mücadele' ilkelerine dayanır. Aklama ve öncül suç, failleri, eylemleri ve zamanları farklı olabilen iki ayrı suçtur. Öncül suç davasının yıllarca sürmesini ve kesinleşmesini beklemek, aklama suçuna ilişkin delillerin kaybolmasına ve suçluların kaçmasına neden olabilir. Bu görüşe göre, aklama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması için, öncül suçun işlendiğine dair 'yeterli şüphenin' bulunması kafidir. Bu iki dava ayrı ayrı yürütülebilir ve aklama suçuna bakan mahkeme, gerekirse öncül suç davasının sonucunu 'bekletici mesele' yapabilir. **Değerlendirme:** Her iki görüşün de haklı yönleri vardır. Ancak, ceza hukukunun temel güvenceleri olan kanunilik ve suçsuzluk karinesi daha ağır basmaktadır. Bir fiil hukuken 'suç' olarak nitelendirilmeden, o fiilden kaynaklanan bir değerden bahsetmek ve buna dayanarak yeni bir suçlama yöneltmek, temel ilkelerle çelişir. Bu nedenle, öncül suçun işlendiğine dair mahkumiyet hükmünün kesinleşmesinin, aklama suçundan mahkumiyet kararı verilebilmesi için bir 'önşart' olduğu görüşü, hukuki güvenceler açısından daha sağlamdır. Ancak muhakeme ekonomisi gereği, soruşturmaların ve kovuşturmaların ayrı yürütülüp, aklama davasında öncül suç davasının sonucunun bekletici mesele yapılması da pratik bir çözüm olarak kabul edilebilir. Metinde belirtilen Yargıtay kararları da (örneğin Y.4.CD - 2012/18964 K.), aklama davasında öncül suç davasının akıbetinin araştırılıp sonucunun beklenmesi gerektiğine işaret ederek bu ikinci yaklaşıma daha yakın durmaktadır.