TCK m. 244/4, bilişim suçu yoluyla haksız çıkar sağlamayı düzenlerken, eylemin 'başka bir suç oluşturmaması halinde' uygulanacağını belirterek tali (ikincil) bir norm olduğunu ortaya koymaktadır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2009/1616 E., 2009/11328 K. sayılı kararındaki karşı oyda bu durum 'asli norm - tali norm' ilişkisiyle açıklanmıştır. Bu ilişkiyi, karşı oyda belirtilen TCK m. 142/2-e (bilişim suretiyle hırsızlık) örneği üzerinden açıklayınız. Failin amacı, suç vasfının belirlenmesinde neden bu kadar önemlidir?
Ceza hukukunda 'tali norm', bir eylem daha ağır veya daha özel bir suçu (asli normu) oluşturmadığı takdirde devreye giren ikincil nitelikteki hükümdür. TCK m. 244/4'teki 'başka bir suç oluşturmaması halinde' ibaresi, bu maddeyi açıkça bir tali norm haline getirir. Yargıtay kararındaki karşı oy da bu ilkeyi temel almaktadır. Bir eylem hem TCK m. 244/4'e hem de TCK m. 142/2-e'ye uyuyor gibi göründüğünde, mahkeme öncelikle asli norm olan hırsızlık suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığını incelemelidir. Karşı oya göre, failin amacı ve eyleminin yöneldiği konu, suç vasfının belirlenmesinde kritik öneme sahiptir. **TCK m. 244/4'te Amaç:** Failin temel amacı, bilişim sistemine veya sistemdeki 'veriye' zarar vermek, onu değiştirmek, yok etmek ve bu yolla bir çıkar sağlamaktır. Hedef doğrudan verinin kendisidir. Örneğin, trafik cezası kaydını sistemden silerek borçtan kurtulmak. **TCK m. 142/2-e'de Amaç:** Failin amacı, veriye müdahale etmek değil, bilişim sistemini bir 'araç' olarak kullanarak başkasının zilyetliğindeki 'taşınır bir malı' (parayı) almaktır. Hedef, verinin temsil ettiği malvarlığı değeridir. Karşı oyda belirtildiği gibi, failin kastı bilişim sistemindeki banka verilerine zarar vermek değil, o verileri kullanarak başkasının parasını 'çalmaktır'. Eylem, tamamen malvarlığına yöneliktir. Bilişim sistemi sadece hırsızlığın işlenmesini kolaylaştıran bir vasıtadır. Bu durumda, eylem özel ve asli bir düzenleme olan nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğu için, tali norm olan TCK m. 244/4 uygulanamaz. Bu ayrım, korunan hukuki yararın (bilişim sisteminin güvenliği vs. malvarlığı) farklı olmasından kaynaklanır.