Bir çocuk, nüfus kayıtlarında 16 yaşında görünmesine rağmen, fiziksel ve zihinsel gelişiminin yaşıtlarından geri olduğu ve 13-14 yaş düzeyinde bir algılama yeteneğine sahip olduğu doktor raporuyla tespit edilmiştir. Bu çocuğa karşı rızasıyla gerçekleştirilen bir cinsel davranış, TCK m. 103 açısından nasıl değerlendirilmelidir? Mahkeme, nüfus kaydındaki 'kronolojik yaş' ile bilirkişi raporuyla saptanan 'gelişim yaşı' arasında bir çelişki olduğunda hangisini esas almalıdır?
Bu durumda mahkeme, nüfus kaydındaki kronolojik yaşa değil, çocuğun 'fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin' bulunup bulunmadığına ilişkin maddi gerçeğe, yani gelişim yaşına itibar etmelidir. TCK m. 103/1-a, sadece 15 yaşını tamamlamamış çocukları değil, 'tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocukları' da mutlak koruma altına almıştır. Bu hüküm, kanun koyucunun korumayı sadece kronolojik yaşla sınırlamadığını, çocuğun fiili ve ruhsal olgunluğunu esas aldığını göstermektedir. Örnekteki olayda, çocuk nüfusta 16 yaşında olsa da, algılama yeteneğinin gelişmediği doktor raporuyla tespit edildiği için, hukuken TCK m. 103/1-a kapsamında kabul edilir. Dolayısıyla, bu çocuğun cinsel bir davranışa gösterdiği 'rıza' hukuken geçersizdir ve çocuğa karşı gerçekleştirilen cinsel davranış, TCK m. 103/1 kapsamında cinsel istismar suçunu oluşturur. Mahkeme, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesini değil, 'çocuğun üstün yararı' ilkesini gözeterek, çocuğun gerçek gelişim durumunu esas almalı ve hukuki değerlendirmesini buna göre yapmalıdır. Nitekim 'kadimhukuk.com.tr' metninde de belirtildiği gibi, 'Büyük gösteren çocuğun istismara uğraması' başlığı altında, bu tür durumlarda mahkemenin çocuğun gerçek yaşını ve gelişimini araştırması gerektiği vurgulanmıştır.