Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2016/25789 E., 2016/16933 K. sayılı iş davası kararında, davacı tanıklarından birinin babası, diğerinin ise fesih tarihinden sonra işe girmiş bir işçi olması nedeniyle tanıklıklarına HMK m. 255'e göre itibar edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu kararı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 'akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz' şeklindeki yerleşik içtihadıyla karşılaştırınız. Bu iki karar arasında bir çelişki var mıdır, yoksa farklı dava türleri veya somut olay özellikleri mi bu farklı yaklaşımları haklı kılmaktadır?
İlk bakışta bu iki Yargıtay yaklaşımı arasında bir çelişki olduğu düşünülebilir, ancak kararların detayları ve dayandıkları hukuki mantık incelendiğinde durumun farklı olduğu görülür. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin boşanma davalarına ilişkin kararlarında sıklıkla vurguladığı 'akrabalık başlı başına beyanı değerden düşürmez' ilkesi, genel bir kuraldır. Bu ilkeye göre, hâkimin sırf tanık tarafın akrabası diye beyanını yok sayması hukuka aykırıdır; beyanın içeriğini ve diğer delillerle uyumunu değerlendirmesi gerekir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin iş davasına ilişkin kararındaki yaklaşım ise bu genel kuralın somut olaya uygulanmasındaki bir farklılığı yansıtır. Kararda, tanığın sadece baba olması değil, aynı zamanda davacının çalışma süresine ilişkin iddiasının SGK kayıtları gibi objektif delillerle çelişmesi ve diğer tanığın da ihtilaflı döneme vakıf olmaması gibi ek unsurlar bulunmaktadır. Fesih sonrası işe giren bir tanığın, fesihten önceki çalışma koşullarını bilmesi mümkün değildir. Babanın tanıklığı ise, başka hiçbir yan delille desteklenmediği ve davacının iddiası resmi kayıtlarla çeliştiği için, tek başına ispat için yetersiz görülmüştür. Yani 9. Hukuk Dairesi, akrabalığı mutlak bir ret sebebi olarak görmemekte, ancak ispat yükü davacıda olan ve resmi kayıtlarla çelişen bir iddia söz konusu olduğunda, sadece akraba tanıklığının (başka delil yoksa) yeterli ispat gücüne sahip olmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla, kararlar arasında mutlak bir çelişkiden ziyade, somut olayın özellikleri, ispat yükünün dağılımı ve tanık beyanını destekleyen yan delillerin varlığı veya yokluğuna dayalı bir değerlendirme farkı bulunmaktadır.