Bir trafik kazası sonucunda zarar gören kişi, hem sigorta şirketine karşı (zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında) hem de kusurlu araç sürücüsüne karşı tazminat davası açmak istemektedir. 'Asliye Hukuk Mahkemesi Nedir?' metnindeki Yargıtay HGK–K.2015/1232 sayılı kararda belirtilen ilke uyarınca, bu davaların hukuki durumu ne olur? Davacı, bu davaları ayrı ayrı mı açmalıdır, yoksa birlikte açabilir mi? Birlikte açılması halinde görevli mahkeme neresidir? Bu durumun usul ekonomisi ilkesiyle ilişkisini açıklayınız.
Bu senaryo, davalar arasında bağlantı olduğunda görevli mahkemenin nasıl belirleneceğine dair tipik bir örnektir. Normal şartlarda: 1) Sigorta şirketine karşı açılacak dava, TTK kapsamında bir ticari dava olduğu için görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. 2) Araç sürücüsüne karşı (haksız fiil sorumluluğu temelinde) açılacak dava ise genel hükümlere tabi olduğu için görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Ancak, her iki dava da aynı trafik kazası ve aynı zarardan kaynaklandığı için aralarında sıkı bir bağlantı vardır. Metinde atıf yapılan Yargıtay HGK–K.2015/1232 sayılı kararda da belirtilen yerleşik ilkeye göre, 'aralarındaki bağlantı nedeniyle birlikte açılan davalarda bir kısım dava arkadaşları veya talepler yönünden özel mahkeme, bir kısmı yönünden de genel mahkeme görevli ise davaya bakmaya tümüyle özel mahkeme görevlidir.' Bu ilke uyarınca, davacı bu iki davayı birlikte açabilir ve bu durumda davanın tamamına bakmaya 'özel görevli mahkeme' olan Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olur. Bu kural, 'usul ekonomisi' ilkesinin (HMK m. 30) doğrudan bir sonucudur. Davaların ayrı ayrı görülmesi, aynı delillerin iki farklı mahkemede tekrar toplanmasına, tanıkların iki kez dinlenmesine, çelişkili kararların çıkma riskine ve yargılama giderlerinin artmasına neden olur. Davaların özel görevli mahkemede birleştirilmesi, yargılamanın daha hızlı, daha az masrafla ve bir bütünlük içinde yürütülmesini sağlayarak usul ekonomisine hizmet eder.