Metinde, tutuklu dosyalarda MASAK raporunun gecikmesinin, CMK m. 100/2-b-1'deki 'delilleri karartma' şüphesinin devamına gerekçe olarak kullanıldığı eleştirisi yer almaktadır. Bu uygulamayı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı (Anayasa m. 19, AİHS m. 5) ve 'tutuklu işlerde yargılamanın özenle yürütülmesi' ilkesi açısından değerlendiriniz. MASAK raporunun gelmemiş olması, tek başına tutukluluğun devamı için 'somut olgulara dayalı kuvvetli şüphe' kriterini karşılar mı?
Bu uygulama, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı açısından son derece sorunludur. Anayasa m. 19 ve AİHS m. 5, tutuklamanın istisnai bir tedbir olduğunu ve ancak kanunda belirtilen sıkı şartların varlığı halinde uygulanabileceğini belirtir. Bu şartlardan biri, CMK m. 100'de belirtilen 'kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin' varlığı ve bir tutuklama nedeninin (kaçma, delilleri karartma vb.) bulunmasıdır. MASAK raporu, suç şüphesini güçlendirebilecek veya zayıflatabilecek bir 'delil değerlendirme aracıdır', ancak raporun 'yokluğu' bir delil değildir. Raporun henüz gelmemiş olması, tek başına 'delilleri karartma' şüphesinin varlığını göstermez. 'Delilleri karartma' şüphesi, şüphelinin tanıklar, mağdurlar veya diğer şüpheliler üzerinde baskı kurma, henüz ele geçirilmemiş belgeleri yok etme gibi somut eylem tehlikelerine dayanmalıdır. MASAK'ın incelediği banka kayıtları gibi deliller zaten büyük ölçüde güvence altına alınmış, dijital veya resmi kayıtlardır ve şüpheli tarafından karartılması genellikle mümkün değildir. Bir idari kurumun (MASAK) raporunu geciktirmesinin faturasının, özgürlüğü kısıtlanan şüpheliye çıkarılması, 'tutuklu işlerde yargılamanın özenle yürütülmesi' ilkesine ve 'makul sürede yargılanma' hakkına aykırıdır. Tutukluluğun devamı için, MASAK raporunun yokluğuna değil, şüphelinin tutukluluğunu gerektiren diğer somut olguların devam edip etmediğine bakılmalıdır.